marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









Dindar Ama Ahlaksız Olmak Mümkün Mü?
Tarih: 26-06-2022 09:06:00 Güncelleme: 26-06-2022 09:06:00


The Economist araştırma bölümü tarafından derlenen “Demokrasi Endeksi” raporunda 167 ülke var. Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı ülkelerin neredeyse tamamı listenin alt sıralarında yer alırken, Türkiye110.sırada. Türkiye ile birlikte Pakistan, Ürdün, Irak, Cezayir gibi ülkeler “hibrit”; İran, S. Arabistan ve Mısır ise“otoriter” kategorisinde. Gallup’un yaptığı araştırmada ise; Mısır, Fas, Pakistan ve Endonezya’daki Müslümanların üçte ikisinin “tüm dünya ülkelerini birleştirecek hilafet” sistemini desteklediği görülüyor. Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerdeki bu otoriterlik eğilimi ve hilafet gündemi çok dikkat çekici.

 

San Diego Üniversitesi’nden Prof. Ahmet Kuru ve Doç. Özgür Koca, İslam araştırmaları ve felsefesi üzerine birlikte çalışma yapan akademisyenler. Türkiye’deki yerleşik din anlayışının ahlak üretmediğini dile getiriyorlar. Türkiye ve diğer Müslüman çoğunluklu ülkelerde neden bir ahlak krizi var? Dindarlığın ahlak üretememesinin sebepleri nedir? Batılı ülkelerde durum nedir? Ahlaksızlık ile otoriterlik arasında nasıl bir ilişki var? Bu iki akademisyen çalışmalarında bu sorulara cevap arıyorlar. Doç.Koca’nın, neden hem dindar hem de ahlaksız olunabileceğini ayrıntılı biçimde irdelediği ve çok yankı bulan bir makalesi var. Bugünkü yazımda, bu makale temelinde din- ahlak ilişkisini ele almak istiyorum.

 

Ahlaksızlık normların ve standartların ihlalidir. Çalmak, yalan söylemek, öldürmek vs. gibi yanlış şeylerle ilgilidir. Kelime olarak, her zaman yanlışlık ve saldırganlıkla ilişkilidir. İnsan doğal olarak sorma ihtiyacı duyuyor; “Dindar bir insan nasıl ahlaksız olabilir? Allah’a ve ahiret gününe inanan bir Müslüman nasıl yalan söyleyebilir, öldürebilir ya da çalabilir? Dinin, ahlakın olgunlaşması için verimli bir zemin sunduğunu vurgulayan Doç. Koca, aşkın ve mutlak bir varlığın her an gözetimi altında olduğunu bilen insanın daha dikkatli yaşaması gerektiğini söylüyor. Çünkü yaptıklarının hesabını vereceğini bilmek, temkinli olmayı gerektirir. Müslüman kişi dinini ciddiye alıyorsa, yapması gereken budur. Ancak yaşananlar bunun böyle olmadığını gösteriyor. Doç. Koca “Dindar insanların ahlak ile uzlaşmayacak tavırlarını çok sık gözlemliyoruz” diyor. Maddi, yapısal ve yorumsal nedenlere işaret ediyor. Özellikle din yorumu içinde bulunan, ama fark edilmeyen “tuzaklardan” söz ediyor. Önlem alınmadığı takdirde, daha fazla dindarlaşma ile ahlak sorununun asla çözülemeyeceğinin de altını çiziyor. Gelin Doç. Koca’nın işaret ettiği tuzaklara birlikte bakalım;

 

MUTLAKÇILK: Eğer bir din yorumu size mutlak doğruyu sunduğunu iddia ediyorsa bu bir tuzaktır. Çünkü inanan insan çok kolay kendini ilahi iradenin temsilcisi olarak konumlandırabilir. Kişi kendisi ile ilahi iradeyi aynılaştırabilir.  Örneğin bir grup insana yapılan zulüm için, kendisini aslında ilahi iradenin hizmetkarı ve uygulayıcısı olarak görebilir. Fark etmeden müthiş bir kibir de ima edebilir.

 

ÜTOPYACILIK: Bir din yorumu ütopik bir gelecek öneriyorsa yine bir tuzaktır. Bu yalnızca dini değil, seküler ideolojilerin de sorunudur. Ütopik geleceğe ulaşmak isterken yapacağınız her şeyi meşrulaştırmak söz konusudur. Bu süreçte insan hayatı araçsallaşır ve ahlak terk edilebilir.

 

BİREYİN KAYBOLMASI: Aşırı grup vurgusu yapan din yorumları da ahlaken problem üretme potansiyeli taşır. Bireyin grup içinde yok olması ile kötülük arasında çok yakın bir ilişki söz konusudur. Emir komuta zinciri içinde düşünme ve değerlendirme yeteneğini kaybeder insan. Bu durum kolektif iradenin bireysel iradeyi yok etmesidir. Birey de bunun sonucu olarak bir sorumluluk duymaz. Birey olmayan insan, daha kolay şiddet ve ahlaksızlık üretir.

 

SEÇİLMİŞLİK: Siz ve sizin gibi düşünenler seçilmiş bir grup olarak, “Ülkeye ve dünyaya huzur ve nizam” getirecek bir partinin, bir örgütün ya da bir grubun parçasısınızdır. Bu grupların, ahlaken problemli tavırlar üreteme potansiyeli yüksektir. Örneğin grubunuzun dışında kalanlar ikincil konumdadırlar. Kadrolaşma gibi ahlaken problemli tavırları meşrulaştırırsınız. Ne de olsa bunu kurtarmak istediğiniz kalabalıklar için yaparsınız.

 

MUĞLAKLIK: Din yorumunuz size, ahlakın bazı temel ilkelerini ayrıntılı olarak göstermiyorsa sorunlar kaçınılmazdır. Örneğin yalan söylemek haramdır. Ancak yalan söylenebilecek o kadar çok istisna oluşturursunuz ki, istisnai haller kural haline gelir. Bugün kendiniz için, yarın ulvi bir amaç için, ertesi gün doğruyu eksik söyleyerek yalan söylersiniz. Sonra düşman üretirsiniz ve hayatı bir “savaş’ olarak tanımlarsınız. Köleliğe, fuhşa, şiddete, rüşvete, kötülüğe bir mesnet oluşturabilirsiniz. Vicdan azabı da hissetmezsiniz. Çünkü bilincinizi kaybetmişsinizdir.

 

BOŞLUK: Din yorumunuz manipülasyona açık olabilir. Örneğin, kadın hakları konusunda boşluklar varsa, kadınlara karşı yapılmış ahlaksız işlemleri meşrulaştırabilirsiniz. Bir şeyler söylemeniz gerekirken susarsınız.

ŞİDDET VE MERHAMET: Şiddet ve ahlaksızlık kendini merhamet suretinde pazarlar. Örneğin İŞİD gibi bir organizasyon kendi dindaşlarını iki şekilde öldürür. Önce kafir sayar, sonra öldürür. Daha ilginci öldürdükleri Müslümanları temizlediklerini düşünür. O size, size rağmen iyilik etmektedir. Siz bu iyiliği ötede anlayacaksınızdır. Bu psikoloji bir ölçüde, devlet toplum ilişkilerinde jakoben bir otoriterlik suretinde kendini gösterebilir.

 

SİSTEM PROBLEMİ: Bireysel hayatları itibariyle örnek bir konumda olan insanlar, aralarındaki anlaşmazlıkları çözecek “hukuki ve siyasi” sistemi henüz karamadıkları için savaşmak zorunda hissederler. Ahlaka destek olacak sistemin kurulması gerek. Örneğin, iyi bir şehir planlaması yapmadan ve kurallar tesis etmeden insanlara sadece “trafik kurallarına uyun” demek yetmez.

 

DUYGU POMPALAMASI: Din yüksek düzeyde duygu pompalar. Ancak ahlak duygudan ziyade aklın konusudur. Hayatı rasyonel biçimde analiz etmek gerekir. Aklı öteleyerek yapılan din yorumlarının, son derece rasyonel bir uğraş olan ahlak konusunda yetersiz kaldığı aşikardır.

 

DEVLET VE İKTİDAR: Din ile iktidar arasındaki mesafe kaybolunca, din ahlak üretmez. Devlet ile arası açılan din araçsallaşır. Devlet güç eksenli düşündüğü için iç mantığı ile çelişir. Din, zayıfın ve sivil toplumun yanında bir ahlak kaynağıdır. Eğer gücün yanında durursa devletin günahlarının fetvacısı konumuna iner.

 

DUALİZM: Karşınızda kapkaranlık bir düşman tahayyül edersiniz. Karşı taraf dış güçlerin işbirlikçisidir, haindir, ötekidir, kötüdür ve ona karşı ahlaklı olmak gerekmez. Bu süreçte farklı davranış kodları devreye giriyor ve ötekine karşı sorumluluktan kurtulursunuz.

 

Ahlak; başkalarının hakkını çiğnememeyi, kurallara uymayı ve güvenilir olmayı bünyesinde barındırır. Kavram olarak evrensel bir değerdir ve hiçbir millet ya da dinin tekelinde değildir. Bu nedenle bir kısım muhafazakâr Müslüman’ın, ahlakı kendi tekelinde olduğunu zannetmesi doğru değil. “Günah” ve “ahlaksızlık” kavramlarının karıştırılmasından kaynaklandığı söylenebilir. Bu bağlamda Batılılar ahlaksızdır; çünkü Müslümanların günah kabul ettiği birçok şeyi yaparlar. Muhafazakâr Müslümanların uzun bir günah listesi vardır. Bir kadının tek başına seyahat etmesinden, erkeklerle aynı masada yeme içmesine, şarkıcı olmasına, resim yapmasına vs. kadar uzanır. Hâlbuki günah ve ahlaksızlık ayrı kavramlar. Her ahlaksızlık bir günah, ama her günah bir ahlaksızlık değildir. Bu iki kavramı karıştırmak, Batı’nın nasıl bir ahlak ürettiğini anlamaya engel. Yaygın kültürümüzde “Batı’nın teknolojisini al, ahlakını alma” sözü çok yaygın. Gerçekten de Batılılaşma yolunda kılık kıyafet kanunu ile Batılılarla bir benzerlik içinde olsak da Batı’nın üretimini ve ahlakını aldığımızı söylemeyiz.

 

Kuşkusuz Batı’da pek çok ahlaksız ve ahlaksızlık var. Örneğin, Batı’nın dış politikalarının temelinde bir ahlak arayışı olduğunu söyleyemeyiz. Ancak bütün bunların yanında Batılılar kendi iç siyasetlerinde, hukukta ve eğitim kurumlarında ahlaki kaygılara sahipler. İnsan ve hayvan haklarını, dindar ve seküler Müslümanlardan daha iyi koruyorlar. Dikkat ederseniz, Türkiye’den bir nedenle kaçan insanlar Müslüman çoğunluklu ülkelere değil, Batılı ülkelere gidiyorlar. Çünkü Batı’da birey, hak ihlali olduğunda hukuka başvurması gerektiğini bilir. Güven duygusu sosyal yaşamın çok önemli bir parçasıdır.  Günlük hayatta kişinin beyanı esas alınır. Türkiye’de ise, bireyler ne devlet kurumlarına ne de birbirlerine güvenirler. Genel olarak kural tanımazlar. Vergi vermekten trafik kurallarına uymaya, kopya çekmekten sırada sakince beklemeye kadar pek çok konuda Batılılar, Müslümanlardan çok daha ilerdeler. Bunun nedenlerini sorgulamak bir başka yazının konusu.

 

Müslüman güzel ahlaklı olmak demek. 2019 itibarıyla Türkiye nüfusunun yüzde 89,5’i Müslüman olmasına karşın; son yıllarda, her alanda ciddi bir ahlaki çöküş yaşıyoruz. Zihinleri meşgul eden çok önemli bir soru var, cevap bulmamız gereken. İstisnalar dışında, “dindar” olduğunu söyleyen seçkinler ve halk kitlesi nasıl bu kadar “ahlaksız” olabiliyor? Din ile ahlak arasında yeni bir ilişki kurmamız bu nedenle şart. Din, asla bir biat ve itaat kültürüne indirgenmemeli. Bunu yapanlar dine en büyük kötülüğü yapıyorlar. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU



Bu yazı 10259 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
  • HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
    HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
  • CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
    CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
VİDEO GALERİ
YUKARI