marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









“Umut En Büyük Kötülüktür, İşkenceyi Uzatır”
Tarih: 15-05-2022 09:25:00 Güncelleme: 15-05-2022 09:25:00


Başlıktaki söz Friedrich Nietzsche’ye ait. Bugün umut kavramını birçok yönüyle ele almak, anlamını sorgulamak ve içinde bulunduğumuz durumla ilişkilendirmek istiyorum. Ummaktan doğan güven duygusunu ifade eden umut, bireyin kişisel yaşamındaki olay ve durumlarla ilgili olumlu sonuçlar çıkacağına olan inancını ifade ediyor. Dünyamızı, öncelikle kendimiz yaratmalıyız. Kendi aklımızla, irademizle ve sevgimizle onu şekillendirmeliyiz. Umut olmasaydı yaşamı sürdürebilir miydik? Ya da bu dünyaya katlanabilir miydik? Tek kelimeyle “Hayır”. Çünkü umut hayata güvenmek, sabırlı olmak, kararlı ve cesaretli olmak demek. Hedeflere ulaşmak için gerekli motivasyonu umutlarımız sağlıyor.

 

Hepimiz daha iyi bir dünyada yaşamak istiyoruz; kimsenin kaderine terk edilmediği, barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta muhtaç duruma düşmediği, adil paylaşımın olduğu, gelecek kaygısı duymadığımız bir hayat istiyoruz. Umut, bir şeyin olmasını beklemek, bunun için arzu duymak demek. Gerçekleşmeme olasılığı korkma duygusunu da bünyesinde taşıyor. Umudu bir duygu olarak şimdiki zaman, bir düşünce olarak gelecek zamana ait bir kavram gibi ele alsak da umut geçmiş ve geleceği birbirine bağlayan bir kavram. Umut geçmişte öğrenilmiş, geleceği işaret eden ve şimdiki zamanı ortadan kaldıran bir duygu ve düşünce.

 

Umutlu kişi mutludur, motivasyonu yüksektir. İnsanın zaman yaratmasını ve sosyalleşmesini sağlar. Bunun bedeli zamanı öldürmektir. Kişi geçmişte öğrendikleriyle geleceği düşünür, alışkanlıklar bu süreçte oluşur. Doğası gereği insan alışkanlıklarını sürdürmek ister. Alışkanlıkları ise; bugün karşı karşıya kaldığı, olup biten her şeye duyarsızlığı yaratır. Bunlar kendi iradesi ile elde ettiği alışkanlıklar değildir ve süreç içinde koşullandırmaların sonucudur. Bu nedenledir ki, önemli bir kesim “şimdiki” zamandan kaçar ve “geçmiş” ya da “gelecek” zamanda yaşar.

 

ODTÜ Felsefe Profesörü Ahmet İnam, “yaşama sevinci” olan umuttan söz eder. İnsanı yıldızlara baktıran, toprağı, denizleri, dağları merak ettiren umuttan. Her nefes alışımızda bizi bir sonraki nefesimizden beklentiler içine sokan umuttan. Bilme, anlama, yorumlama ve yaşam gücü olan umuttan. “Umut fakirin ekmeği değildir” der. Böyle bir umuttan umudumuzu kesmişiz demektir. Umut bir yaşama korkaklığı, bir gerçeklikten kaçma biçimi değildir. Umut bizi geleceğe; sebatla, dirençle ve tutkuyla bağlamalıdır. Ölmediysek, bilincimiz yerindeyse umut vardır. İnsansak; biyo- ekolojik varlığımızın yanında, ürettiklerimizle, yarattıklarımızla hayat vardır. Değer vardır, anlam vardır. Teknoloji, sanat, edebiyat, düşünce ve bilim vardır.

 

Nietzsche umudu “En büyük kötülük” olarak tanımlarken karşı çıktığı “aktif” değil, “pasif” umuttur. Pasif umut kişinin kendi sorumluluğunu almaması, mücadele etmemesi, çaba göstermemesi demek. Pasif umudun sahibi, yaşamında hep bir beklenti içindedir ve yaşamını değiştirecek olanın kendisi değil, başkaları olduğunu düşünür. Nietzsche aktif umudu yüceltir; yola çıkmanın, harekete geçmenin gereğini işaret eder. Bu süreçte karşılaşılacak engelleri aşmanın, bu uğurda çaba harcamanın önemini vurgular. Kararlı olmak, mücadele etmek aktif umudun en önemli göstergeleridir. Kimseye ihtiyaç duymadan kendini yönetmektir, var olmaktır aktif umut.

 

Umut etmenin insanın gerçekle bağlantısını kesebilme potansiyeli yüksek. Bu nedenle umutlanmanın bir sınırı olmalı. Salt umutlanmak düş kırıklığının nedeni olabilir. İnsanlık tarihine bakarsak, her zaman kötülüklerle karşı karşıya kaldığımızı görürüz. Bütün kötülüklerin, adaletsizliklerin, katliamların temelinde devletlerin kötü yönetimleri var. Geçmişte bu böyleydi, şimdi de böyle. Değişen bir şey yok aslında.

Türkiye’de yaşananlara bakalım; dolar kurunun 15 lirayı geçmemesi için arka kapı formülleriyle resmen milyarlarca dolar yakıldı. Üstelik bir işe de yaramadı. Bugün bilim ve aklın bütün kuralları terk edilmiş durumda. MB’nin yılbaşından bu yana; Kur Korumalı Mevduattan, ihracat gelirlerinden vs. topladığı yaklaşık 100 milyar doların, 23,4 milyar doları bilançoda yok. Net döviz rezervi eksi 60 milyar doları aşmış durumda.Türkiye’nin bırakın borçlarını ödemek için, ilaç almak için bile parası kalmadı. Ekonomi yönetimi Arap ülkelerinden para gelsin diye turlara çıkıyor. Ne için? Yine kuru baskılamak için. Enflasyon herkesi yoksullaştırıyor, ama iktidarın tek derdi kuru baskılamak. Seçimlere kadar bu böyle devam edecek gibi. İktidarın kafası yine betonda. Vatandaşa yüzde 0,99 faizle kredi kullandıracağını söylüyor. 10 yıl boyunca, ayda yaklaşık 29 bin lira ödeyecek kim var Türkiye’de. Halkın yüzde 65’i asgari ücret düzeyinde gelir elde ediyor. Vatandaş karnını doyuramıyor, barınma derdine düşmüş durumda. Çözüm diye sunulan bu konut projesi de“Kur Korumalı Mevduat” gibi, yine fakirden zengine bir servet transferi. Bu enflasyonu daha da artıracak, konut fiyatlarını kontrol edilemez hale getirecek.

 

Sadece umut etmek çaresizlik içinde olan ve ne yapacağını bilemeyen insanların sığındığı bir liman. Kötülüklerle yüzleşenlerin, adaletsizliklere isyan edenlerin, katliamlarla yakınlarını kaybedenlerin, en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayanların umut edeceği bir şey yok aslında. Onların ihtiyaçları umut değil, inanç. Bugünkü kokuşmuş dünyamızın değişmesi için umut etmek değil, inanmak gerekli.

 

Bu koşullarda adil ve sürdürülebilir bir yaşamı nasıl inşa edeceğiz? Tek yol aktif umudu yaratmak; yani harekete geçmek, yola çıkmak, mücadele etmek, emin adımlarla hedefe ilerlemek. Hedef erken ya da zamanında yapılacak seçimde bugünkü iktidarı değiştirmek olmalı. Enkazı kaldıracak Türkiye’yi yeniden inşa edecek liyakat sahibi, dürüst bir kadroyu iş başına getirmek zorundayız. Vatandaş geleceğini yaratma sorumluluğunun kendisine ait olduğunu bilmeli. Zaman ayırarak muhalefet partilerine kulak vermeli, söylemlerini dikkatle dinlemeli ve sorgulamalı. Doğru bulduğu, yetkinliğine güvendiği ve Türkiye’yi yöneteceğine inandığı bir siyasal partiye katılmalı ve destek vermeli. Çevresine, yakınlarına bunları anlatmalı. Asla diğer partilerle bir polemiğe ya da ağız dalaşına girmemeli. Siyasal partilerin yapması gereken, Türkiye’nin bu devasa krizden nasıl çıkacağını anlatmak ve projelerini dile getirmek olmalı. Değişimi sağlamanın başka yolu yok. Bunu yapmak aktif umudu yaratmak demek. Yoksa kişinin kendi sorumluluğunu ele almadan, çaba göstermeden değişim beklemesinin, yani pasif bir umuda bel bağlamasının hiçbir faydası yok. Nietzsche’nin deyişiyle, bu pasif umut en büyük kötülüktür ve sadece işkenceyi uzatır.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU



Bu yazı 15933 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
  • HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
    HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
  • CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
    CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
VİDEO GALERİ
YUKARI