thejrc.org
Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









İnsan: Nereden Nereye
Tarih: 01-01-2023 09:31:00 Güncelleme: 01-01-2023 09:31:00


İnsan düşünme ve konuşma yetileriyle diğer canlı türlerinden ayrılıyor. Yaşayan son insan türü Homo sapiens, yani modern insan. Ataları mağarada yaşayan ve ellerini ayakları gibi kullanan ilkel insan önce ayağa kalktı, sonra düşünce gücü alet yapacak ve onu kullanacak kadar güçlendi. Avcı- Toplayıcı döneminde küçük sosyal gruplar kurdu. Araştırmalar, bugünkü modern insan ile en yakın ataları arasında en az 50 bin yıl olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Homo sapiens kuramına karşı çıkan pek çok bilim insanı ve düşünür var. Gerekçe olarak; binlerce yıl önce, bizden çok daha gelişmiş uygarlıkların yaşadığını ileri sürüyorlar. M.Ö. 2550’lerde yapıldığı tahmin edilen, gizemli Mısır Piramitlerini örnek veriyorlar. Nasıl yapıldığı hala açıklanamıyor. Çünkü günümüz teknolojileriyle bu piramitleri yapmak mümkün değil.Bir tek bu örnek bile, geçmişte daha gelişmiş insan türlerinin yaşadığının en somut göstergesi.

 

Homo sapiens; diğer insan türlerinin tümünü yok etti. Son on bin yıldır dünyada yaşayan tek insan türü. Bilim insanları, Sapiens’in bu baş döndürücü “başarısını” anlamaya çalışıyorlar. Çünkü; çok uzak coğrafyalara, ekolojik olarak çok farklı yerlere, çok hızlı bir şekilde ulaştı, yerleşti ve karşılaştığı yerli halkı katletti. Güçlü kuvvetli, beyni gelişmiş ve soğuğa dayanıklı, kendisi dışında son insan türü olan Neandertaller’i bile tarihten sildi.

 

Tüm insan türleri başlangıçta Afrika- Asya bölgesinde yaşıyordu. Daha sonra Sapiens bu bölgeden çıkarak “Dış Dünya” ya yerleşmeye karar verdi. Bu amaçla teknoloji, örgütsel beceri geliştirdi, vizyon edindi. 45 bin yıl sonra Avustralya’ya ulaştı ve yerleşime açtı. Bilim insanları, insanın ilk kez bu tarihte, belirli bir kara üzerinde, besin zincirinin en üstüne çıktığını söylerler. Homo sapiens üzerine çok derin araştırmalar yapan Yuval Noah Harari’ye göre; “O an, insanın dünyadaki en tehlikeli hayvanlardan biri haline geldiği an.”Spiens, bölgeye uyum sağladıktan sonra, Avustralya ekosistemini tanınmayacak hale gelecek şekilde değiştirdi. Avustralya’nın büyük faunasının yok oluşu, Sapiens’in gezegende bıraktığı “ilk iz” olarak nitelenir. Daha sonra, Amerika’da bundan daha büyük bir çevre felaketi yarattı. Sapiens; M.Ö.12.000’de küresel ısınma sonucu, buzulların erimesiyle oluşan geçiş yolunu kullanarak, M.Ö. 14.000 yıllarında Amerika’ya “yürüyerek” geçti.

 

Tam 2,5 milyon yıl boyunca insanlık bitki ve hayvanları yiyerek ayakta kaldı. 10 bin yıl önce, Homo sapiens tüm zamanını ve enerjisini birkaç hayvan ve bitki türünü değiştirmek için harcayınca, Tarım Devrimi’ne giden yol açıldı. Çoğu hayvan ve bitki türü evcilleşemediğinden, tarım devrimi sadece Ortadoğu, Çin ve Orta Amerika’da ortaya çıktı. 18. Yüzyıl’da; demir ve kömürün, asıl enerji kaynağı ve hammaddeyi oluşturduğu makine çağı başladı. Ortaya çıkardığı Sanayi Devrimi önemli ekonomik, siyasal ve toplumsal dönüşümlere yol açtı. Daha sonra temel üretim faktörünün bilgi olduğu, bilginin işlenmesinde ve depolanmasında, bilgisayar ve teknolojilerini temel alan bir toplum yapısı ortaya çıktı. Bilginin sürekli üretilebildiği bu toplum yapısının özelliği, bilgi iletişim ağları içinde taşınabiliyor, bölünebiliyor ve paylaşılabiliyor olması. Böylelikle bilgi; emek, sermaye ve toprağı ikame edebiliyor.

 

“Önemsiz bir hayvan” olarak ortaya çıkan Homo sapiens; zamanla, evrenin insan türünün etrafında döndüğünü iddia eden “hümanist” teoriyi geliştirdi. İnsanın yüksek zekasından kaynaklanan gücü dışında; onu, örneğin ineklerden ya da tavuklardan ayıran “ayırt edici” bir özelliği yok. Sapiens önce yüksek zekasıyla dünyaya egemen oldu; şimdi de ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşinde. Tarih boyunca inanılmaz kazanımlarına rağmen “mutlu olamayan” bir canlı türü insan. Ölümsüzlüğün yanında, Homo deus (Tanrı insan) olma hayalleri de kuruyor. Bildiğimiz dünyayı,“Matrix” gibi bir simülasyona dönüştürmek istiyor. Fiziksel dünyadan ayırt edilmeyen koskoca bir dünya.

 

Homo sapiens çok acımasız bir canlı; özünde yıkıcı ve yok edici özellikler var. Bu nedenle din ve felsefe hep onun bu yanını bastırmaya çalışıyor. Doğaya hâkim olmaya çalışıyor ve ekosisteme büyük zarar veriyor. Ekonomik gelişme için yapıyor bunları. Hayvanlarla ilişkisine bakarsak, ortada etik bir sorun var. Hayvanlar duyguları olan varlıklar. Bilimsel araştırmalar kuşların ve tüm memelilerin bir bilinci olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bizler onlara makine gibi davranıyoruz. Çiftlik hayvanlarını kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda resmen köleleştirdik. Büyük üreticiler daha fazla ürün almak, daha fazla para kazanmak için yapıyor bunları. Hayvanlara kötü davranmak kimin umurunda? Sadece doğurduğunda süt veren inek, sürekli olarak gebe bırakılıyor ve doğar doğmaz yavrusu mezbahaya gönderiliyor. Süt bitince inek tekrar dölleniyor. Bu döngü 4- 5 yıl inek tükenene dek sürüyor.  Sonrasında gideceği yer mezbaha. Hayvan hayatını dar bir alan içinde, hareketsiz ve sürekli antibiyotiklerle geçiriliyor. Tam bir sefillik. Hayvanlara bu muameleyi, sadece onlardan daha zeki olduğu için yapıyor insan. Hayvanlar makine olmadıkları, dolayısıyla acı hissettikleri halde bunu yapıyor. Zeki olmak, daha az zeki olanlara bunu yapma özgürlüğü verebilir mi? Böyle bir özgürlükten söz edilebilir mi? Ancak insan için yaklaşan çok büyük bir tehlike var. Kendi sonunu hazırlıyor, ancak farkında değil. Çünkü dünyayı istediğince talan eden, ekonomik büyüme adına eko sistemi çökerten insan, yakında “en akıllı varlık” olma özelliğini kaybedecek. Mevcut insan sürümü, yeni teknolojilerle yükseltilecek ve“süper insan” ortaya çıkacak. Yapay zekanın yönlendirdiği bu süper insan türü, bugün insanın hayvanlara yaptığının benzerini, bildiğimiz insanlara yapacak. Hiç kuşkusuz yapacak. İçinde duygu olmayan “yeni insan” türünün merhameti olmayacak, sıradan insanın hiçbir önemi ve değeri kalmayacak. İnsan bunu düşünmekten çok uzak. Nasılsa “güç benim elimde” diye düşünüyor. Tarihsel süreçte güçlü sınıflar hep güçsüzleri ezmiştir. Onların gözüyle dünyaya bakmazlar, onların ne çektiklerini anlamazlar. Dolayısıyla dünya nasıl bir yerdir? Bilmezler.

Dünyada hastalıklarla mücadelede, tedaviye ulaşabilen insan sayısı çok sınırlı. Gelecekte bu uçurum daha da derinleşecek. Değiştirilebilen beden, beyin ve zihinle “ekonomik eşitsizlik”, “biyolojik eşitsizliğe” dönüşecek. Bugüne dek, biyolojik farkları oluşturan faktörler beslenme kalitesi ile ilgiliydi. Bundan sonra böyle olmayacak. Orta vadede, yoksullar “alt sınıf” mensubu olmanın çok ötesinde, bir “alt türün” mensubu olacaklar. O saatten sonra arayı kapatmak diye bir şey söz konusu değil. Çünkü sadece bedensel değil, becerileri de yetersiz bir insan alt türü oluşacak. Süper insan ile rekabet etme şansı olmayacak bu insan türünün. Bu, dünyada tam bir kölelik döneminin başlaması demek. 

 

Günümüzde insan mutsuz. Küresel ölçekte depresyon, intihar ve boşanma oranları dramatik biçimde artıyor. Mutluluk anlayışımız sorunlu. Mutluluğu sadece haz almaya endekslemiş durumdayız. Tüm enerjisini ve zamanını haz için harcıyor insan. Kendine daha az acı çektirecek koşullar yaratma çabasında. Çılgınca tüketiyor. Çünkü tükettikçe var olan, ancak tükettikçe tatminsizliği artan bir canlı. Bir türlü mutlu olamıyor. Istırap sadece acıdan kaynaklanmaz; öfke, hırs gibi duygular da ıstıraba yol açar. Beklentiler yaratan koşullardır. Koşullar iyileştikçe, daha çok tatmin arayışı başlar. Beklenti her geçen gün artar. Ünlü bir uluslararası markanın sloganını hatırlayalım: “Daha fazlasını iste” (Aşk for more). İnsan hep daha fazlasını ister. Çünkü insan zihninin temel tepkisi daha fazla istemektir. Pek çok kültür “hırsa” negatif anlam yüklerken, kapitalist dünya çok olumlu bakıyor. Ancak hırslı olmak; sakin, dengeli ve mutlu bir duygu hali değil. Hırs insanı ele geçiriyor ve kontrol etmeye başlıyor.

 

Ekonomik sistemin bu haliyle sürmesi imkânsız. Dolayısıyla ekolojik yıkım kaçınılmaz. Siyasal liderler dünyanın sadece bir bölümüne bakıyor. Sınırlı bir vizyonla, sınırlı bir sayıda insan için değerlendirme ve plan yapıyorlar. İnsanlığın çoğunluğunu gözden çıkarmış vaziyetteler. Dünya, artık sıradan insanın anlayamayacağı bir karmaşaya sahip. Bu nedenle otorite el değiştirecek ve insandan algoritmalara geçecek. Algoritmaların yaptığı; bizim adımıza kararlar almak, seçimler yapmak. Binlerce yıllık geçmişimizde, “insan” yaşamı kontrol etme becerisi kazandı. Bireysel yaşam dışında; ekonomiyi, doğayı, bitkileri, hayvanları, hatta iklimi kontrol altına alan insan, şimdi gücü algoritmalara vermek zorunda. Ancak algoritmaların doğru karar vermesinden emin olamayız. Çünkü onu programlayan kişinin değer yargıları belirleyici. Bakış açısını bilmiyoruz, hata yapmayacağını söylemek mümkün değil. Risk yüksek ve gücü tümüyle algoritmalara teslim etmek hiç akılcı değil.

 

Bilim insanları, dünyayı anlamlandırma becerimizi kaybetme noktasına geldiğimizi söylüyorlar. ABD’de kredi başvurularını algoritmalar değerlendiriyor. Türkiye’de de başladı. Kredi talebinde banka müdürlerinin bile müdahil olamadığı süreçler yaşanıyor. Önceki yıllarda karşımızdaki bankacı “insandı”, şimdi değil. Geçen yüzyıla kadar insan, özellikle ekonomik ve askerî açıdan gerekliydi. Devletlerin savaşa sokmak ve fabrikada çalıştırmak için çok sayıda insana ihtiyacı vardı. Ancak sistem artık insanı “gereksiz” görüyor. Savaşlar için milyonlarca insanı askere almaya gerek yok. Nitelikli güçler, özel hareket güçleri ya da dron kullanacak insanlar lazım. Yapay zekâ programları hayatımızın her alanına girecek.  Sivil hayatta da ekonomide de geçerli bu. Yakın gelecekte şoförün yerini otonom arabalar, doktorların, avukatların, öğretmenlerin, borsacıların vs. yerini, soruları cevaplayabilen yapay zekâ programları alacak. Seçimlerimizi, kararlarımızı belirleyecek. İnsanlar daha çok, bilişsel beceri isteyen mesleklere kayacak. Peki, kaybolan mesleklerin yerini doldurabilecek miyiz? Bilmiyoruz. Bilinen tek şey, yaşanan değişim ve dönüşümün geriye dönüşünün olmadığı. Zaten “ekolojik katile” dönüşmüş Homo sapiens, şimdi kendisini, yani son insanı yok etme noktasında. Trajik, ama gerçek.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU



Bu yazı 20346 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Doğtaş Mobilya'dan 18 Mart'a Özel Video
    resim yok
  • 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi 108'nci Yıldönümü
    18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi 108'nci Yıldönümü
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
VİDEO GALERİ
YUKARI