thejrc.org
Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









Tüketim Kültürü ve Çaresiz İnsan
Tarih: 03-09-2023 09:13:00 Güncelleme: 03-09-2023 09:13:00


Günümüzde “tüketim kültürü” toplumun her kesimini, özellikle de gençleri etkiliyor. Bu süreçte toplumsal değerler radikal biçimde değişiyor ve dönüşüyor. Tüketim kültürü, pazar ekonomisinin yürürlükte olduğu toplumların kültürü. Ancak; teknoloji, kitle iletişim araçları, medya ve reklamlar, bu kültürün en küçük yerleşim yerlerine kadar yayılmasını sağlıyor. Günümüzde, tüketimin bir “ihtiyacı” karşılamanın çok ötesinde bir anlamı var. Bunlar, tüketimin parçası haline gelmiş insanlara kazandırdığı “sembolik” anlamlar ve yarattığı “hazlar”. İnsanlar bu hazlarla “tatmin” oluyorlar. Ancak bu bir “kısır döngü” ve içinden çıkmak neredeyse imkânsız.

 

Günümüzde, ancak tüketirse“var olan” bir insan tipi gelişti. Aksi takdirde, bu insanlar için yaşamın hiçbir anlamı yok. Tüketimin parçası olmuş bu insanların, kullandığı nesnelere yüklediği “anlamlar” bu durumu yaratıyor. Kendilerini, tükettikleri bu nesnelerle tanımlıyorlar ve bunu açıkça da ifade ediyorlar. Bu nesnelere “sahip olmak” çok önemli. Kendilerini mutlu hissetmeleri bu nesnelere sahip olmalarına bağlı. Bu nesnelerden “yoksun” bırakıldıklarında ortaya sorunlar çıkıyor; gerilimler, çatışmalar beraberinde geliyor. Çünkü insanlar, nesnelere bağımlılar. Dahası bu sorun günümüzde artık “bireysel” olmaktan çıkıp, “toplumsal” boyut kazanmış durumda.

 

İnsanlar kullandıkları ürün ve hizmetlere yükledikleri anlamlarla“kimliklerini” oluşturuyorlar. Toplumsal yaşamda bu nesnelerle boy gösteriyorlar. Tüketim bir ekonomik faaliyet olmanın ötesinde, bir kültürel faaliyet. Ekonomik açıdan “ürün ve hizmetlerin” ihtiyacı gideren bir boyutu var. Ancak bu nesnelerin taşıdığı anlam, sembolik ve kültürel açıdan çok büyük. Günümüz dünyasında tüketim deyince, ürünlerin “işlevinden” çok, taşıdıkları ve yansıttıkları bu “anlam” öne çıkıyor. Tüketilen, daha çok imaj ve markalar. Kitle iletişim araçları ile bu tarz tüketim özendiriliyor. Yani, enformasyon “tüketimi” biçimlendirerek bir kültür oluşturuyor, büyük ölçüde imajlara ve görüntülere dayalı hale getiriyor.

 

İnsanın en önemli dönemi gençlik. Fizyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel bakımdan önemli farklılıkların oluştuğu, çok özel bir dönem. İnsanların bu dönemdeki tüketim tercihleri, toplumun genelinden çok farklı. Bu nedenle, tüketim kültürünün hedef aldığı kitlelerin başında “gençlik” yer alıyor. Çünkü tüketim alışkanlıkları bu dönemde bir “kültüre” dönüşüyor. Salt “haz” almak için tüketen bir kitle var karşımızda. Bu insanlar; aynı tarz yiyecekleri tüketiyorlar, aynı tarz giyiniyorlar, aynı tarz müzik dinliyorlar ve aynı sosyal medya platformlarını ya da bilgi kaynaklarını kullanıyorlar. Toplumun geri kalanından farklılaşmak için, bir iletişim aracı olan “dili” değiştiriyorlar. Daha doğrusu yozlaştırıyorlar. Bu dil; tüketim kültürünün, yani dizilerin, moda sektörünün ve reklamların dayattığı bir dil. Bu süreçte; belli kalıpların içine sıkışmış, aynı düşüncelerin kıskacında, üretmek yerine sürekli tüketmeyi “alışkanlık” edinmiş genç insanlar ortaya çıkıyor.

 

Bu tüketim alışkanlığına karşı koyabilmek hiç kolay değil. İnsanların; öncelikle “sadeliği”, “yetinmeyi” ve“kanaatkâr olmayı” bir değer olarak kabul etmesi ve hayata geçirmesi gerek. Aynı nesneleri tüketerek standart hale gelen insanların, bu durumun bir “sorun” olduğunu fark etmesi gerek. Bu bir “bilinç” meselesi. Tüketmek için “yaşamaktan” vazgeçip, yaşamak için “tüketmeyi” tercih etmek zorunda. Günümüz toplumunun, özellikle gençlerin bu dayatmalarına karşı durabilmesi için,“eğitimin” yeniden ele alınması ve “kalitesinin” artırılması şart.

 

Psikolog, Yazar Prof. Üstün Dökmen “güç ve sadelik” ilişkisine şöyle yaklaşır; “Kendini” zayıf hisseden, görünüşe önem verir; büyük saraylar, yazlıklar yaptırır, yatlar alır. “Özgüveni” eksik kişiler markalı giyinirler, konuşurken araya yabancı dilden kelimeler sıkıştırırlar”. İnsanın kendisi için yeter bulup, daha çoğunu istememesi, elinde bulunanı yeterli görmesi, yani açgözlülük yapmaması anlamına gelen “yetinmek” çok değerli bir kavram. Ancak giderek terk ediliyor. Kapitalizmin ünlü mottosu, insanlara hep “Daha Fazla İste” (Ask For More) diyor. Kafalara dikte ediyor. Mutsuzluk da zaten orada başlıyor. Elindeki malın kıymetini bilmek, idare etmek her geçen gün azalıyor. Kanaatkâr insan günümüzde neredeyse kalmadı. Yiyecekte, içecekte, barınmada asgari miktarla yetinen kişi, takdir edilmek bir yana, aşağılayıcı sıfatlarla tanımlanıyor. Yozlaşmış toplumsal yapı “insanı” böyle şekillendiriyor.

Tüketim toplumu önce tepede yoğunlaşır, günlük yaşama yayılır ve boyutları genişler. Sonra her yerde karşımıza çıkar. Tüketim toplumu dünya için bir tehdit. Çünkü klasik iktisat kuramı insan ihtiyaçlarının“sınırsız” olduğunu söyler. Dolayısıyla, tüketim toplumunda “tatminin” bir sınırı yoktur. Ünlü Fransız Sosyolog Pierre Bourdieu; modern toplumlarda insanların “bastırılmaktan” çok,“baştan çıkarıldığının” altını çizer. Amaç; insanları, ihtiyaçlarını karşılamaya yönlendirmektir. Bu ifade; yeni egemenlik tarzının “ayırt edici” özelliğidir. Bu yeni ve çok etkili sonuçlar veren bir strateji. Çünkü insanlar baştan çıkarılırken farkında değiller; “otorite” yerine “reklamcılık”,“dayatma” yerine “ihtiyaç” öne çıkıyor. Çok akılcı bir strateji. İnsanların“tüketici” etkinliklerinin, onları topluma “bağladığını” gören bir strateji.

 

Bugünün dünyasında; insanlara tüketim alanının dışında kalmalarını, sadece “temel ihtiyaç mallarını” almalarını söylemenin hiçbir “anlamı” yok. Bunu söylemek “nesnel gerçekliğe” aykırı. Dahası; insanlar temel ihtiyaçlarının dışında kalan ürünlere ilgi göstermezlerse, “kapitalizm” tümden durur. Hatta yok olur. Ayrıca vurgulamamız gereken önemli bir gerçek daha var. Eğer insanlar kendilerini “sonsuz” nesnelere ve imajlara kaptırırlarsa; “benlik ve kimliklerinin” yıkıma uğraması kaçınılmaz olur.

 

Günümüzde insan “tüketim” kıskacında. Kapitalizm insanı; “insan” olarak değil, “tüketici” olarak görüyor. Enformasyon teknolojileri yoluyla insana, “Ne kadar tüketirsen o kadar varsın” diyor. Tüketerek“var olmak” nasıl bir anlayış? İnsan olarak var sayılmak, nasıl tüketime bağlanabilir? Çünkü olay “insani” değil, “ticari”. Amaç kar etmek, karı maksimize etmek. Birilerinin kazanması için, birilerinin tüketmesi gerek. Ancak sürdürülebilir bir durum değil bu. Milyarlarca insan bu kıskacın içinde sıkışmış bir halde “çaresizce” debeleniyor. Bu durum, mutsuzluğun ve umutsuzluğun temel kaynağı.

 

Mevcut sistem; insanları“cahil kılmak”, “pasifize etmek” ve “yalnızlığa hapsetmek” istiyor. Nihai amaç, çaresiz insanların oluşturduğu bu kitleyi büyütmek. Bu nedenle, insan baskı altında ve çeşitli araçlarla sürekli manipüle ediliyor. İnsan varlığı “gerçekliğini” her geçen gün yitiriyor. Tüketim toplumunun bu baş döndürücü yükselişi kaygı verici. Tüketimle tanımlanan “yeni” toplumsal yapı, insanın geleceği için gerçek bir“tehdit”. Böyle bir toplumda “çoğunluğun” hayatını sürdürme şansı hiç yok. Dahası, bu durumu değişmeyecek bir “kader” gibi algılayan çok büyük bir kitle var. Asıl ürkütücü olan da bu.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU



Bu yazı 14860 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Doğtaş Mobilya'dan 18 Mart'a Özel Video
    resim yok
  • 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi 108'nci Yıldönümü
    18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi 108'nci Yıldönümü
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
VİDEO GALERİ
YUKARI