www.ibrshop.com
Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









Göz Göre Göre Duvara Tosluyoruz
Tarih: 26-05-2023 11:25:00 Güncelleme: 26-05-2023 11:25:00


Merkez Bankası yılbaşından 17 Mayıs’a dek, dolar kuruna müdahale etmek için,yaklaşık50milyar dolar harcadı, ancak daha önceki harcadığı milyarlarca dalarlar gibi hiçbir işe yaramadı. 17 Mayıs’ta kullanılabilir rezerv379 milyon dolara indi. Genel brüt rezerv ise, eksi 75 milyar dolar oldu. Tam bir çöküş. Bunlar inanılmaz, daha önce hiç görmediğimiz rakamlar. İktidar,17- 18Mayıs’ta aldığı yanlış kararlarla büyük bir likidite krizine yol açmış durumda. MB döviz satışını durdurdu. Zaten MB kurlarıyla kimsenin işlem yaptığı yoktu. Serbest piyasada döviz resmen patladı, ortalama dolar kuru 22,70 lira oldu. Hatta efektif piyasada 26- 27’leri gördü. Vatandaş, ihracatçılar, şirketler, KOBİ’ler bankalardaki paralarını çekemediler. İşler durma noktasına geldi. Çünkü sadece döviz değil, liraya da müdahale ettiler.  Kredileri kestiler, sadece şirketlere değil, vatandaşa da vermemeye başladılar.

 

Ekonomi yönetimi; kredileri durdurmanın yanında, kredi kartlarından nakit avans çekimini de kaldırdı. İktidarın ne denli çıkmazda olduğunun somut bir göstergesi.  Yetmedi, kredili mevduat hesaplarını da durdurdu. Bu piyasanın iş yapamaz hale gelmesi demek. Zaten bu karar üzerine; büyük şirketler, nakit dışında, çalışmayı bitirmek zorunda kaldıklarını müşterilerine bildirdiler. Kamuoyu daha çok, bireysel kredi kartlarından nakit çekmeyi durdurma kararına tepki verdi. Ancak asıl sorun, likidite akışının durmasıyla şirketlerin içinden çıkamaz hale gelmeleriydi. Ve kimse bunun farkında olmadı.

 

Dikkat ederseniz bankalar kredi vermedikleri gibi, bankadaki parayı çekmeye de engel oldular. Nedeni MB’nin gecelik para vermeyi kısması. Dolayısıyla, şirketler kredi kullanamamalarının yanında, kendi paralarını da kullanmaz hale geldiler. Peki, MB neden para vermeyi kıstı? Çünkü bu paraların dövize gideceğini düşündü. MB’nin bu akıl dışı uygulaması ile ekonomi çökme noktasında. Pek çok şirketin, ödemelerini yapamadığı için “kara liste” ye girmesi kaçınılmaz. MB nakit para çıkışına izin vermezse, ekonomimiz toplu iflasları yaşayacak. Aslında“Saray” KMH’nı açmazsa demek lazım. Çünkü kararları MB değil, Saray veriyor. İşin vahim tarafı; bu kararı MB Başkanının değil, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın açıklaması. Ekonomist Bayram Başaran isyan ediyor ve çok çarpıcı bir soru soruyor; “Ekonomist olmayan Oktay nereden biliyor bu konuyu, kim söylüyor ona bunu yapmasını? MB Başkanı niye çıkıp kendisi konuşmuyor, niye yanlış yaptıklarını itiraf etmiyor? Hayret ediyorum”

 

Kamuoyundan gelen yoğun tepkiler sonucu, kredi kartlarından nakit çekmeyi durduran karar geri çekildi. İktidar bu kararından neden döndü? Çünkü insanlar; kredi kartlarını “takla attırarak” yaşamlarını zar zor sürdürüyorlardı ve bu karar üzerine çok büyük tepki verdiler. Ak Parti de 2. tur seçimi dikkate alarak, kararını geri çekti. Çekmesine çekti ama bu geçici bir durum. Erdoğan kazandığında, bu uygulama yeniden başlayacak. Çünkü başlamak zorunda. Çünkü Ak Parti çaresiz.

 

Ekonomist Başaran seçimden sonra “kusursuz fırtına” gelecek diyor. Hiç kimsenin beklemediği büyüklükte bir ekonomik kriz bizi bekliyor. Henüz sokağa yansımayan bir kriz var Türkiye’de ve seçimden sonra yaşamaya başlayacağız. Hem de kim kazanırsa kazansın yaşamaya başlayacağız.  Ak Parti geçtiğimiz 11 yılda ekonomiyi kötü yönetti, ancak son 4 yılda inanılmaz kötü yönetti. Gelir dağılımı bozuldu. Daha vahimi“kaynak dağılımı” bozuldu. Başaran;” Kaynaklar belli grupların elinde toplanmış vaziyette. Kabaca 200- 300 şirketin elinde. Ülke geneline yayılmadığından sistem tıkandı” diyor. Yani, Ak Parti yandaş şirketler yaratma uğruna, kaynak dağılımını bozmuş durumda.

 

Doların adil değeri 26-28 lira arasında hesaplanıyor. Ancak; baskılandığından dolayı bir şok yaşanması durumunda, bu seviyelerin 30 liranın bile çok üzerine çıkması söz konusu. Tabi zaman içinde yeniden adil seviyesine inecek. Ak Parti’nin bir ekonomi politikası yok. Yaptıkları da tümüyle ekonomi bilimine aykırı. Savunulacak hiçbir tarafı yok.  Erdoğan “Nas” diyerek, politika faizini yüzde 8,5’eindirdi. Peki ne işe yaradı? Piyasada uygulanan mevduat faizi yüzde 30- 42 bandında. Kredi faizi ise yüzde 42- 60 arasında seyrediyor. Politika faizinin yüzde 8,5’e inmesinin kime ne faydası oldu? Hiçbir karşılığı yok.

 

Seçimden sonra sermaye kontrolleri olacak mı? Banka hesaplarına müdahale yapılacak mı? Herkes bunları konuşuyor. Ayrıca, hiper enflasyon yolda. Şirketler kendi borçlarını ödeyemez noktaya geldiler. İşten çıkartmalar kaçınılmaz. Deprem bölgesindeki insanların kredi kartları 6 ay ertelenmişti. Bankalar likidite sıkıntısı nedeniyle, kartları bloke etmeye başladılar. İnsanlara borçlarını ödemeleri için uyarı yazıları gönderiyorlar.

Türkiye üretmek için “yatırım malı” ithal etmek zorunda. İthalatımızın yüzde 81’i yarı mamul madde ile hammadde.  Dolayısıyla, ithalat yapmadan ihracat mümkün değil. Geçtiğimiz dönemde ekonomi yönetimi, kuru baskılamak için milyarlarca dolar harcadı. Bugün ürettiğimiz malların maliyetleri yüksek, dolayısıyla fiyatları da yüksek. Bu durumda, tüketim malları dışarıdan daha ucuza geliyor. Bugünkü uygulamada, ihracatçılar elde ettikleri dövizin yüzde 40’ını MB’a yatırmak zorundalar. İhtiyacı olduğunda bankadan hemen alamıyorlar, ileri tarihe gün veriliyor. Bu çok ciddi bir sorun. Dahası, dövizlerini banka üzerinden satmaya kalksalar, kur gerçekçi değil. Dolar başına 1,5- 2 lira zarar ediyorlar. İhracatçı durumu yeni kavradı ve ne yapacağını bilemez halde. Mevcut sistemin değişmesini bekliyor. Ancak Erdoğan CNN International ile görüşmesinde, aynı ekonomik programa devam edeceklerini açıkladı. Bu durumda ihracat yapmak, karlı bir iş olmaktan çıkmış vaziyette. Sanayici ya faaliyetini durduracak ya da işçi çıkartacak. İflaslar kaçınılmaz. Turizme bakarsak, baskılanan döviz kuru nedeniyle rezervasyonlar bekliyor. Bütün bunlar seçimden sonra enflasyonu patlatacak. Gelir dağılımı daha da bozulacak. Hayat pahalılığı had safhaya ulaşacak. Ve biz üç haneli enflasyonu yaşamaya başlayacağız. Seçim döneminde verilen vaatlerin maliyeti belli değil. Sadece deprem bölgesi iyileştirme ve yenileme çalışmaları için harcamalar, memur ve emekli maaş artışları, ertelenen 20 milyar dolar doğal gaz ödemesi, 100 milyar lirayı aşan KKM faiz ödemesi ve EYT maliyetini göz önüne alırsak, bütçe açığı tam 2 trilyon lirayı aşacak. Ve hiç paramız yok. Venezuela olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Halkımızın çoğu farkında bile değil.

 

Karşımızdaki kriz, devletin yarattığı bir ekonomik kriz. Krizi yaratan Ak Parti. Onun “kamu maliyesi” politikaları. Devlet halktan topladığı vergileri, yani halkın parasını doğru kullanmıyor. Dolayısıyla sanayicinin, tüccarın yarattığı bir kriz değil bu. Halkımız bunu bilmek ve anlamak zorunda. Kamu maliyesi reformu şart. Yani, devletin gelir ve giderlerini dengelemesi gerekiyor. Devlet, gelirlerini doğru bir şekilde kullanmak zorunda. Borçları kapatmanın başka yolu yok. Bu yapılırsa, borçlar “çevrilebilir” bir düzeye inebilir. Dış borçlar bugün itibarıyla 600 milyar doları aşmış vaziyette. Kısa vadeliler ise, tarihte ilk kez 200 milyar doların üzerinde. Bu borçlar nasıl çevrilecek? İhracatın durumu ortada. Turizmden 40 milyar dolar gelse ne olur? Borçları karşılamak için ya yeni vergiler çıkarmak ya da yüksek faizlerle borç almak zorundayız.

 

Ak Parti kamu maliyesini çok kötü yönettiğinden dolayı sermaye dağılımı homojen değil. Sermaye devlet üzerinden “belli ellerde” toplanıyor ve ne yazık ki bu insanlar doğru dürüst vergi ödemiyorlar. Dahası bu şirketlerin borçlarını siliyor Ak Parti. Devletten aldığı ihalelerle; servetlerine servet katan bu firmalar, vergi sıralamasında neredeler? Vergiyi verenler yine Türkiye’nin köklü şirketleri, sanayicileri. Devletten 20- 30 milyar dolarlık ihale alanlar, vergi vermiyorlar; karşılığında ceza almadıkları gibi, vergi borçları siliniyor. ABD’de en büyük suç, vergi kaçırma suçu. 36 yıldan başlıyor, af kesinlikle yok.

 

Enflasyondan her kesim, başta da aile etkilenecek. Çok büyük tartışmalar, dramlar yaşanacak. Psikolojiler daha da bozulacak. Sokakta gerilim artacak, kavgalar çoğalacak. Aile, mahalle derken sosyal barış tehlikeye girecek. Herkes kendini kurtarmaya çalışacak. Ahlak bozulacak, devlet- mafya ilişkisi artacak. Değerler sistemi çökecek. Yaşam yaşanır olmaktan çıkacak.

 

Bu kaostan nasıl çıkarız? Yapılacak 2. Tur, aslında bir seçim değil, bir referandum. 28 Mayıs’ta Türkiye ne istediğine karar verecek; Demokrasi mi? Otokrasi mi?  Sonrasında söz hakkı yok. Bunu unutmayın.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU



Bu yazı 12858 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Doğtaş Mobilya'dan 18 Mart'a Özel Video
    resim yok
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
  • HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
    HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
VİDEO GALERİ
YUKARI