Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









Türkiye Nasıl Gelişmiş Bir Ülke Olabilir?
Tarih: 10-06-2019 13:30:00 Güncelleme: 10-06-2019 13:30:00


Dünyada herkesin yaptığı işi, herkes gibi yaparak zenginleşmek mümkün değil. Dahası, herkesten daha iyi yapmak da gerçek bir zenginleşme yaratmıyor. Zenginleşmek için herkesin yaptığı işi, herkesten farklı yapmak gerekiyor. Ancak asıl büyük zenginlik, kimsenin yapmadığını, yapamadığını yapmaktan geçiyor. Bunu başaran ülkeler diğerlerine fark atıyor, ülkenin yaşam kalitesi yükseliyor.    İnsanlar, yaşamın sadece fizyolojik ihtiyaçları karşılamaktan ibaret olmadığını anlıyorlar. Bu arada gelişmek ile zenginleşmek çok farklı kavramlar. Her zengin olanın gelişmiş olduğunu söylemek mümkün değil. Amaç para kazanarak satın alma gücünü yükseltmekse “zenginleşmek” yeterli.  Ancak “gelişmek” zengin olmanın ötesinde insanı eğitmek, kültüre ve sanata yatırım yapmak demek. Bunları yapmadan gelişmiş ve saygın bir ülke olmak mümkün değil.

 

Türkiye ekonomisi, genel olarak hammadde üreten, katma değeri çok düşük bir ekonomi. Üstelik Erdoğan’ın sıklıkla dile getirdiği gibi “milli ve yerli” olmaktan çok uzak. Tarımsal ve endüstriyel üretiminde dışa bağımlılık yüzde 65 oranında. Yani üretmek için ithalata mahkûmuz. Bu tarz üretimle zenginleşmeyi beklemek hayalden başka bir şey değil. Dahası, yeterli tasarrufumuz olmadığından bu üretimi de yabancılara borçlanarak yapıyoruz. Ekonomik büyüklük ya da Kişi Başına düşen Milli Gelir rakamlarına bakarsak, Türkiye neredeyse 30 yıldır yerinde sayıyor. Ak Parti’nin 17 yıllık iktidarında da öyle iddia edildiği gibi bir gelişme yok, hatta gerilemiş durumdayız. Örneğin, 2000’de Kişi Başı Gelir 4 bin Doların biraz üzerindeydi ve dünyada 65. Sıradaydık. Bir ara 10 bin Dolara çıktık, ama orada tutunamadık ve gerilemeye başladık. 2018 itibarıyla 9 bin Doları aşan Kişi Başı Gelire rağmen 71. Sıraya geriledik. Çünkü dünyada bizden daha yüksek performans sergileyen ülkeler var. Bu arada, gelişmiş bir ülke olmak için, yıllık Kişi Başı Geliri en az 30 bin Doların üzerine çıkarmamız gerek.

Peki, neden Türkiye ekonomisi bu sıçramayı yapamıyor? Cumhuriyet tarihi boyunca kazanımlarımızı “özelleştirme” gerekçesiyle yok pahasına sattık ve yaklaşık 60 milyar dolar gelir elde ettik. Bu parayla birlikte, dışarıdan aldığımız kredilerle oluşturduğumuz sermayemizin önemli bölümünü,  insanımızın geleceğine değil, betona yatırdık. Başta kamu binaları olmak üzere en büyük, en şatafatlı projelere yöneldik. Ancak dünyada yaptığı sarayla, yolla, köprüyle, havaalanıyla geliştiğini iddia eden, gelişen bir ülke yok. Sermayemizi bir bölümünü de kredi kullanımını teşvik etmek amacıyla faizleri baskılamada kullandık. Amaç tüketim yoluyla iç talebi artırmaktı. Üretimi hiç düşünmedik. Bu süreçte tarım ve hayvancılığı bitirdik, imalat sanayini yok olma noktasına getirdik.  Kredi yoluyla iç talebi artırarak, tüketimi teşvik ederek zengin ve gelişmiş bir ülke olunmuyor. Üretmek, ama bilgi temelli üretim yapmamız gerek. Bilgi üretimi özgür düşünebilen insanlarla mümkün, ama biz hala ezbere dayalı eğitim sistemini sürdürüyoruz. İnsanlarımız çoğunlukla kitap okumuyor, sorgulamıyor, düşünmüyor.  İnsanların paylaşımlarına bakarsak bulundukları mekânları, yedikleri, içtiklerini aktarıyorlar. Zamanlarını hovardaca harcıyorlar. Bilgiye ulaşma çabası pek yok. İlgi de görmüyor zaten. Facebook’ta çoğunluk üç, beş satırdan fazla okumak istemiyor, resimlere bakmak yeterli. Kim nereye gitmiş? Kim kiminle birlikte? Ne yemiş? Ne içmiş? Bunlar daha çok ilgi çekiyor. Instegram bu nedenle daha popüler. İnsanlar sığ ve yoz bir kültürün parçası haline geldiler. Yaşamlarını rasyonel olarak yönetemiyorlar. Kendi aklından çok, kolektif akılla hareket eden insanlarımız çoğunlukta. Bu insanları biz yetiştirdik, ortalama zekâ ve yetenek ile vasatı aşacağımızı sandık.

 

Gelişmiş bir ülke olmak için hammadde ekonomisine değil; inovasyon ekonomisine, kültür ekonomisine, fikir ekonomisine, hayal ekonomisine ihtiyaç var. Bunlar sıradan insanlarla yapılacak işler değil. Nüfusun kabaca yüzde 2’lik kısmı sıra dışı zekâ ve yeteneğe sahip insanlardan oluşuyor. Ülkeler bu özel insanları çok iyi korumak, yetiştirmek ve yetki vermek için hazırlamak zorunda. Türkiye ne yazık ki bu özel insanlarına sahip çıkmıyor, elinden kaçırıyor. Başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeler bu insanlarımıza kapılarını sonuna kadar açıyor ve verimli çalışabilmeleri için her türlü imkânı sağlıyor. Türkiye ne yapıyor? Nepotizme bulaşmış durumda; yani hısım akraba kayırma peşinde. Nepotizm cehaleti yüceltmek demek ve gelişmemiş, ilkel toplumlarda görülür. İş ehli olana, yani layık olana değil “yakınlara” verilir. Bu arada Ak Parti iktidarının; 2019 yılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın bütçesini 5,7 milyar Liradan 2,5 milyar Liraya düşürerek yüzde 56 azaltıldığını, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesini ise 7,7 milyar liradan 12,5 milyar Liraya çıkarttığını hatırlatalım.

 

Ayrıca, çözmemiz gereken “kadın” meselemiz var. Siyasal, sosyal ve ekonomik yaşamımızda kendilerine yeterince yer vermememizden kaynaklanan kadın meselemiz. 2011 yılında IMF Başkanı Christine Lagarde’in pek çok uluslararası kuruluşun 2008 krizini aşmak amacıyla bir araya geldiği toplantıda dile getirdiği çarpıcı sözlerini hatırlayalım. Lagarde toplantıda “Bu odada çok fazla testosteron (erkek cinsiyet hormonu) var, sorunu çözmek bu nedenle çok zor” demişti. Amacı, erkek egemen yapıların egemen olduğu karar alma süreçlerinde, sorunların çözülemeyeceğini vurgulamaktı. Çünkü sosyal krizlerin temelinde kadın- erkek eşitsizliği var. Bu nedenle evde, işte ve siyasal yaşamda ataerkilliği terk etmemiz şart. Kadınların işgücüne katılımı açısından dünyada 133. Sıradayız. Biz kadının doğurganlığını öne çıkarıyoruz, biyolojik bir faaliyet olan analığı kutsallaştırıp, kadının başka kimlikler edinmesini engelliyoruz. “Sen anasın, sen eli öpülecek kutsal kadınsın” sözleriyle kadınları manipüle ediyor, onları siyasal ve ekonomik yaşamın dışına itiyoruz.

 

Dünya bilişim çağını yaşıyor. Bu çağda ülkeler beton dökerek değil, teknolojiye, bilişime yatırım yaparak zenginleşiyor. Yapay zekâ geliştirecek, akıllı telefonlar yapacak, programlar yazacak insanları yetiştirmemiz gerek. Bugünkü eğitim sistemimizle bunu yapmamız mümkün değil. İnsanlarımıza bilgiye ulaşmayı, sorgulamayı, eleştirel düşünmeyi ve itiraz etmeyi öğretmek zorundayız. İnsanlar aykırı düşünmekten ve farklı olmaktan korkmamalılar. Bunun için öncelikle hukuk ve adaleti tesis etmemiz gerek. Yüksek standartta bir demokrasimiz olmalı. Kuvvetler ayrılığı şart. Bu gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Gelişmiş bir ülke olmamız, mevcut siyaseti dönüştürmemize bağlı. Bize zeki ve becerikli sıra dışı insanlar gerek. Bilgi temelli düşünen, toplumsal normları körü körüne kabul etmeyen, başkalarının söylediklerine kulak asmayan, yeri geldiğinde güce, halkına ve kendine bile ters düşmeyi göze alabilecek cesur insanlar. Yanlışları dile getirmek, hepimizin yurttaşlık ödevi.  Çünkü Aziz Nesin’in dediği gibi “Söylediklerimiz kadar, sustuklarımızdan da sorumluyuz.”

 

Tuygan ÇALIKOĞLU



Bu yazı 4600 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
  • HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
    HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
  • CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
    CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
VİDEO GALERİ
YUKARI