Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









Siyasal Ahlakın Çöküşü
Tarih: 08-10-2017 09:07:00 Güncelleme: 08-10-2017 09:07:00


Siyasetçilerin yeterince dürüst, sorumlu olmadığına dair yaygın bir kanaat var. Kısacası ortada tartışılması gereken bir ahlak sorunundan söz edebiliriz. Bu ise; davranışları yönlendiren değerlerin, normların sorgulanmasını gerekli kılıyor. İlginç olan; siyasal ahlakın bozulduğu düşüncesi giderek taraftar bulurken, toplumun bu ahlaki erozyona tepkisinin azaldığı, dahası tepkisizleştiği görülüyor.

 

Sosyal bilimciler ahlak kurallarını, birey/birey ve birey/ toplum ilişkilerini düzenleyen normlar olarak tanımlıyorlar. Toplumsal değişimin çok hızlı olduğu günümüzde de değerler önemini yitiriyor, kurallar sarsılıyor. Ekonomik yapıdaki değişim, siyasal örgütlenme biçimleri, kentsel yaşam, iletişim araçları bu sürecin dinamikleri. Kuşkusuz  böylesine hızlı bir değişimin bireylerarası ilişkileri etkilememesi düşünülemez. Siyaset bilimci, yazar Türker Alkan ahlak kurallarını iki kategoride sınıflandırır. Bir tarafta toplumun resmen kabul ettiği ve yasalarla zorunlu kıldığı ve topluma benimsetmeye çalıştığı “resmi ahlak”, diğer tarafta ise ekonomik ve toplumsal koşullara aynı anda ayak uyduran “resmi olmayan ahlak”. Alkan’a göre; birinci ahlak türü, toplumda sürekliliği, kurumlaşmayı, beklenirliği ve meşruluğu oluşturur. Yasalar bu ahlak hükümlerine göre yazılır, mahkemeler bu ahlaka göre yargılar, politikacıların, yöneticilerin konuşmaları bu ahlaka uygun olarak yapılır. İkinci ahlak türü ise, değişen koşullara uygun davranış kalıplarıdır. Örneğin, değişen ekonomik yapı ticaret ahlakını etkileyecektir, verilen sözler yerine getirilmeyecektir, borçlanma anlayışı gözden geçirilecektir. Doğal olarak ticari ahlaktaki değişimler, cinsel ahlaka, mesleki ahlaka ve siyasal ahlaka yansıyacaktır. İlginç olan; resmi olmayan ahlakta bu değişimler yaşanırken, resmi ahlak kuralları sürmeye devam etmesidir. Örneğin, vergi vermek bir tarafta sorumluluk olarak algılanırken, diğer tarafta hemen herkes vergi kaçırmalıdır; devlet malı yemek “tüyü bitmemişlerin hakkını yemek” olarak kabul edilirken, aynı zamanda “devlet malı deniz, yemeyen domuz” dur; tayin, terfilerde nitelik önemli derken, bu işlerde politik kimlikler ve “ torpil”ler geçerli olmalıdır. Bu iki ahlak türü arasındaki farklılık, toplumdaki gerginliklerin, kargaşanın, anlaşmazlıkların artması demektir.


Siyaset belli bir ahlak çerçevesinde yapılmalıdır. Çünkü siyasetin en temel özelliklerinden birisi çıkar çatışmalarıyla muhatap olmasıdır.  “Bölüşüm” siyasetin başlıca sorun alanlarından biridir ve kimin, neyi, nerede, ne zaman ve nasıl alacağına siyaset karar verir. Bu kararların doğru alınması ve haklılık zeminine oturtulması yaşamsal öneme sahiptir. Aksi takdirde o toplumda siyasal yaşamın sağlıklı sürmesi söz konusu olamaz.  Bu nedenle siyasal kararların haklı ve adil olması, siyasal ahlakın en temel öğelerinden birini oluşturur.

Max Weber devleti, “belirli bir toprak üzerinde meşru olarak fiziksel güç kullanan insan topluluğu” olarak tanımlar. Bir başka deyişle, ne kadar meşru olursa olsun, siyasetin temelinde  “zor kullanma” vardır. Weber bu nedenle siyaseti, devletlerarasında ya da bir devlet içinde gruplar arasında iktidarı paylaşma mücadelesi olarak görür. “zor kullanım” söz konusu olduğunda; güçlü, güçsüz olanların durumları ve ilişkileri haklılık temelinde ele alınmalıdır. Bu süreç ise, ahlaksal bir tartışmayı ve değerlendirmeyi beraberinde getirir. Siyasal iktidarın meşruiyeti ilk sorulacak sorudur. Devletin meşruluğu neye dayanır? Tanrısal ya da geleneksel bir meşruiyete dayana iktidar ile halkoyuna dayalı, demokratik bir meşruiyete dayanan iktidarın yurttaş/ devlet ilişkisi, insan haklarına bakışı birbirinden çok farklıdır. İkinci soru rejimin meşruiyeti ile ilgilidir ve iktidarın nasıl el değiştireceğine dairdir. Siyasal iktidar, seçkinler, bürokratlar nasıl değiştirilecektir? Üçüncü soru hükümetin meşruluğu ile ilgilidir ve iktidarı elinde bulunduranların, geçerli meşru kurallara ne denli uyduğuna dairdir. Anlaşılacağı gibi; siyaset ile ahlak arasında çok yakın bir ilişki olmasına karşın, “siyasal ahlak” konusuna yeterince önem verilmemektedir. Aydınlar ve bilim adamları bu konuya  yeterince ilgi göstermezken, halkın en fazla ilgilendiği konulardan biridir siyasal ahlak.


Otoriter düzende siyasal ahlak; üstün asta, devletin yurttaşa, büyüğün küçüğe kabul ettirdiği kurallar bütünüdür. Görüntüde kimse karşı çıkmaz, içine sinmese de karşı çıkamaz. Çünkü bu rejimlerde lider “hakim-i mutlak”tır, dolayısıyla eleştirilemez. Özgürlük zararlıdır, özgür basın bu nedenle gereksizdir. Gücünü zorbalıktan, polis ve askerden alır. Bu ahlakın hüküm sürdüğü düzende insan özgür olamadığından, yaratıcı olamaz, samimi değildir, sevme potansiyeli düşüktür. Bu nedenle ahlaksal yozlaşmanın en yoğun olduğu düzenlerdir. Demokrasilerde yöneticiler yanlış yapabilir, bu yanlışlar kamuoyunda tartışılabilir. Farklı politikalar önerilebilir, kabul edilebilir, yürürlüğe konulabilir. “Mükemmel” lider yoktur, her lider kusurlu bulunabilir ve eleştirilebilir. Demokrasilerde “ Mesihler” yoktur. Doğal olarak otoriter ve demokratik düzenlerde siyasal ahlak birbirinin tersi olacaktır. Bu nedenle otoriter yönetimlerden, demokratik yönetimlere geçmek isteyen ülkelerde yönetimlerin dayandığı temel ahlaki değerler büyük ölçüde değişime uğramak zorundadır.

Türkiye’ye baktığımızda, siyasal ahlakın çöküşüne ait örnekleri günlük yaşamda görmek, basında okumak mümkündür. Bu durum, siyasal yozlaşmanın ne denli arttığının bir göstergesidir. Siyaset bilimci İlter Turan, siyasal yozlaşmayı, “siyasal görevlerde bulunanların, toplum adına karar veren ve uygulayan yetkili kişi ya da toplulukların, tasarruf ettikleri yetki ve kaynakları, kural tanımadan, kendi çıkarları için kullanmaları” olarak tanımlıyor. Burada “kural” sözcüğünü, siyasetin kapsamına giren alanlarda yazılı olan ve olmayan her türlü davranış düzenleyici önermeyi anlatmak için kullanıyor. Dolayısıyla, kural bir yasal düzenleme de olabilir, yazılı olmayan, ancak uyulması beklenen anlayışlar, ilkeler, davranışlar veya yöntemler de olabilir.

Yozlaşma, yasalara uymama ya da kanunsuzluk deyiminden daha kapsamlı bir deyim. Yasa ihlalinde, kolluk kuvvetinden başlayarak yargıya kadar uzanan birimler yasanın uygulanmasını sağlar. Yozlaşma daha çok bir durumun değerlendirilmesi, bir değer yargısına varılmasını içerir ve kamu vicdanının yargısını ifade eder. Ancak, bu yargılar sabit değildir, çeşitli eksenler üzerinde değişiklik gösterebilir. Eksenler zamansal, coğrafi ya da sosyolojik  ideolojiktir. Başka bir ifadeyle,  bir dönem yozlaşma göstergesi olmayan davranışlar, başka bir dönemde olağan karşılanabilir. Değerlendirme ölçütleri ülkeden ülkeye, hatta aynı ülke içinde yöreden yöreye farklılıklar gösterebilir. 

İlter Turan siyasal yozlaşmaya üç temel sosyoekonomik değişkenin yol açtığını söyler. Birincisi değişken “hızlı nüfus artışı” dir. Kamu hizmetleri yetersiz olduğundan, kimin yaralanacağı, kimin işe alınacağı, adam kayırma, iltimas, rüşvet ve zor kullanma, tehdit ve benzeri yöntemlerle belirlenir. İkinci değişken “hızlı kentleşme” nin yarattığı sonuçlardır. Hızlı nüfus artışının bir sonucu olarak ortaya çıkan hızlı kentleşme bozulmayı, yozlaşmayı farklı boyutlara taşır. Kentlere yeni gelenlerin büyük çoğunluğu kent yaşamından, kent kültüründen uzakta yaşamaktadır. Yarı kent, yarı köy görünümünde yerleşme birimleri yaratılmıştır. Siyaset alanında da kırsal anlayışların üretildiği bu yaşamda, var olan zayıflıklar toplu hareket yeteneğini geliştirir. Kent yaşamında uygulanması gereken kurallar bu kesimde geçerli değildir. Seçimlerde bu topluluklar(cemaatler) bir arada hareket etmekte, bu nedenle de seçim sonuçlarına etkileri büyük olmaktadır. Karşılığında kamu görevlilerinden, kendilerinin, akrabalarının ve hemşerilerinin kayırılmasını istemektedirler. Yürürlükteki kurallar “yeni kentli” lere anlamsız gelmekte, isteklerinin karşılanmasını istemektedirler. Bir daha seçilememe riski, bu baskılara ses çıkarmayan anlayışları geliştirmektedir. 

Kentin siyasal yaşamında etnik ve dinsel temelde ayrışmalar da artmaktadır. Kent yaşamında soy, sop, aşiret, mezhep ve benzeri bağlar, yerini sınıf, meslek grubu gibi daha nesnel ve evrensel bağlara bırakır. Türkiye’de ise; hızlı kentleşmenin görüldüğü yerlerde bunun gerçekleşmediği ve yeni kentlilerin siyasal yaşamı hala birincil bağları kullanarak denetlediği ve kendi değerlerine uydurduğu görülüyor. Kent değerlerini özümsemeden kentte yaşamak yozlaşmayı büyütüyor. Bunun sonucu; bir taraftan toplumsal değerler aşınıyor ve yerini cemaat değerleri alıyor, diğer taraftan rüşvet, kamu mallarını yağmalanması ve benzeri eylemler yaygınlaşıyor. Nüfus artışı ve kentleşme süreci devlet kurumlarının hizmet kalitesini düşürmekte, kişilerin ya da kuruluşların kendi çabalarının yanında güç kaynaklarını, özellikle de siyasal partileri harekete geçirmektedir. Türkiye’de merkezi yönetim güçlüdür, birçok iş Ankara’da bakanlıklarda çözülür. Bu nedenle, seçmen işlerini takip etmek milletvekillerinin birincil görevi haline gelmiştir. Böylece milletvekilliği iş takipçiliğine dönüşmüştür ve ancak iyi iş takibi yapanlar başarılı görülmektedir. Milletvekillerinin başlıca görevi olan iş takipçiliği yaparken isteklerinin karşılanmaması halinde bakanlara baş vurmakta ve kendileriyle az ilgilenilmesi halinde ilgili bakanları başbakana şikayet etmektedirler. Kısaca, seçmenin milletvekillerine yaptığı baskı, ikinci aşamada bakanları etkilemekte, bunun sonucu olarak da bakanlar mesailerinin büyük bölümünü milletvekillerinin taleplerini karşılamak için kullanmaktadırlar. Parlamenterlik büyük uğraşlar gerektiren, yüksek maliyetli bir görevdir ve elde tutulması zordur. Sonuç olarak seçmenin baskısının, parlamento ve parlamenterler üzerinde ne denli yozlaştırıcı bir etkiye sahip olduğu görülüyor. Kuşkusuz bürokrasi ve yargını bu etkiden uzak kalması düşünülemez.

Yozlaşmaya yol açan bir başka sosyoekonomik değişken, ekonomik gelişmedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin alt yapı hizmetleriyle birlikte sanayileşme çabası görülmektedir. Daha sonra, devlet politikalarıyla güçlenen özel girişimci kadro, toplumsal değişimin itici gücü haline gelmiştir. Son dönemde de değerlerin hızla yitirildiği, paranın nasıl kazanılırsa kazanılsın en önemli güç haline geldiği ve bireyin toplumdaki yerini ve saygınlığını belirleyen en temel değişken olduğunu görüyoruz. Devlet teşvikleri, elindeki kaynakları düşük faizle yatırımcılara aktarması, gümrük ve vergi indirimleri gibi kolaylıkların dağıtılması siyasetçinin tasarrufudur. Burada uygulanan ölçütler önemlidir. Bu dağıtımdan yararlanmak isteyenler, kayrılmaları için iktidar sahipleri ile  yakın ilişki kurmak zorundadır. İktidarda olan partiler de, bu tahsisler için kendilerine siyasal ve maddi destek talep etmektedirler. Ülkemizde partisi iktidarı kaybedince ekonomik başarısı sonlanmak zorunda kalan çok kişi vardır. 

Özetle, devlet ekonomik faaliyetlerinde siyasal ölçütleri göz önüne alarak yozlaşmanın nedeni haline gelmiştir. Siyasal ve idari yozlaşma yaygınlaşırken, bunun toplumda giderek yadırganmaz hale gelmesi daha da vahimdir. Bu yoz davranışların sahipleri herkesi bu süreç içine sokmak ve bu davranışları doğal göstermek çabası içindedirler ve birbirlerini kollamaktadırlar. Kendilerini korumak için silahlıdırlar. Devlet de güvenlikle ilgili gerekçelerle bu yoz eylemlerin örtülmesi, sızdırılmaması için olanaklar sağlamaktadır. Özellikle 12 Eylül sonrası, açık toplum, demokrasi ve siyasal katılım ile devletin denetlenmesi sınırlandırılmıştır. Özgürlükler kısıtlıdır, kişiler anayasal güvenceden yoksundur. İşin trajikomik yanı, tüm bunlar devleti güçlendirmek adına yapılmıştır ve ne yazık ki hala sürdürülmektedir.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

tuygan@hotmail.com  www.tuygancalikoglu.com.tr 



Bu yazı 1151 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
  • HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
    HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
  • CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
    CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
VİDEO GALERİ
YUKARI