www.ibrshop.com
Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









“Daha İyi” Değil,“Tam” Demokrasi
Tarih: 26-03-2023 09:17:00 Güncelleme: 26-03-2023 09:17:00


Ak Parti 20 yıldır tek başına iktidarda. Neler oldu bu süreçte? Demokratik standartlar geriledi, kurumlar zayıfladı, yolsuzluklar arttı, nepotizm yani kayırmacılık tavan yaptı. Yaratılan baskı ortamı, vatandaşın anayasal haklarını kullanmasını engelledi. Ekonomi tam anlamıyla çöktü, yoksulluk ve eşitsizlik inanılmaz boyutlarda. Halkımız çaresiz ve acilen bu meselelerin çözümünü bekliyor.

 

Yaşamımızın iyileşmesi ve rahatlamamız siyasal iktidarın değişmesine bağlı. Çünkü sorunları çözmek iktidarın işi. Bunun için Türkiye’nin demokrasi standardını yükseltmemiz gerek. İhtiyacımız “daha iyi” bir demokrasi değil, “tam demokrasi”. Genel kabul gören kriterlere göre, gerçek bir demokrasiye sahip değiliz. Nedenlerini sıralayalım; öncelikle seçimlerin adil olduğunu söylemek mümkün değil. Hala parti kapatmaları tartışılıyor. İfade özgürlüğü güvence altında değil. Medyada tekelleşme ve sansür var. Doğru, tarafsız bilgiye ulaşmak neredeyse imkânsız. Sivil toplum baskı altında, örgütlenme hakkı çiğneniyor, Çıkar grupları, tarikatlar ve cemaatlerin siyasete etkileri çok fazla.2018’den bu yana, yürürlükteki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi “tek adam” rejimine dönüşmüş durumda. Demokrasinin olmazsa olmazı “kuvvetler ayrılığı” yok. Kuşkusuz, Ak Parti öncesinde de demokrasinin pek çok eksikleri vardı. MGK, ordunun siyasete baskısı, ifade özgürlüğünde sınırlar, başörtü yasakları, parti kapatmaları, sivil topluma baskılar, Kürt meselesi vs. demokrasinin temel ilkeleri hep ihlal edildi. Ve günümüzde de ihlal edilmeye devam ediyor.

 

Daha önce “vesayet altında” diye tanımladığımız demokrasimiz, Ak Parti iktidarında “sivil otoriter” bir rejime dönüştü. Demokrasinin ideal tanımından daha da uzaklaştık. Ortada bir yıkım var ve iktidarın seçmen desteği giderek azalıyor. Muhalefette yer alan, çok farklı siyasal söylemleri olan partiler bir araya geldiler ve yeni bir dönemi başlatmak istiyorlar. Daha demokratik bir Türkiye hedefleri var. İstikrarlı ve huzurlu bir Türkiye. Çare arayan kitlelere, umut olma çabası içindeler.

 

Muhalefet hedeflerine ulaşabilir mi? Mevcut demokrasimizle bu hedeflere ulaşmak imkânsız. Daha önce hiç sahip olmadığımız bir demokratik Türkiye inşa etmemiz gerek. Çünkü demokrasimizle, tam demokrasi arasında resmen bir uçurum var. Örneğin siyasal partiler herhangi bir baskı altında kalmadan siyaset yapamıyorlar. Seçimlerin şeffaflığı yok. Anayasaya aykırı YSK kararlarını götürebilecek bir üst yargı yok. Ne karar alırlarsa alsınlar itiraz hakkı yok. Vatandaş ve siyasal partiler anayasal haklarını kullanamazlarsa, seçimlerin adil olmasını nasıl bekleyebiliriz?

 

Ayrımcılık çok yaygın. Kimlikler çok belirleyici. Vatandaşın kamuda çalışmasında kriter “liyakat” değil,“aidiyet”.Vatandaş etnik ve mezhepsel olarak dışlanıyor. Bu fiili durum sadece Ak Parti döneminde değil, geçmişte de vardı. Örneğin Aleviler kendilerini açıkça ifade etme sorunları yaşadılar. İbadetlerini bile yasal statüde yapamadılar. Kurumlarda açıkça yer alamadılar. Durumlarında pek bir değişiklik yok. Aynısı Kürtler için de geçerli. Kendilerini tanımladıkları gibi yaşama hakkına sahip olamadılar. Meclis, Kürt meselesini tartışamıyor. Devlet kurumlarında ya da diğer işe girişlerde ayrımcılık bitmiyor.

 

Kadınlar bugüne dek çok büyük toplumsal baskı gördüler. Hala istedikleri hayatı yaşayamıyorlar. Kendi kaderlerini kendileri belirleyemiyorlar. Kâğıt üstünde eşitliğin hiçbir karşılığı yok. Kurumlarda nasıl bir ayrımcılıkla karşılaştıkları ortada. Siyasette temsil güçleri, yok denecek kadar az. Medyada seslerini duyuramıyorlar. Cinsel yönelimlerini özgürce yaşayamıyorlar. Kendileri olamıyorlar.

 

Hiçbir kimliğe ayrıcalık tanımadan, herkesin kendisini yaşayabileceği ve ifade edebileceği bir toplumsal iklimi yaratmamız gerek. Eşit yurttaşlık meselesi var karşımızda. Tam demokrasi istiyorsak, bunu sağlamak zorundayız. Bunun içim kurumsal yapılar yeterli değil. Toplumun normlarının da değişmesi gerek. Toplumsal yapının, eşit yurttaşlar olmamızla doğrudan ilişkisini bilmek zorundayız.

 

Gerçek bir ifade özgürlüğü için, yasal dönüşümler gerekli. Çok basit bir eleştiri suç oluşturabiliyor. Çünkü “Toplumu kin ve düşmanlığa sevk etmek” diye bir kavram var. Geçmişte olduğu gibi, bugün de keyfi biçimde kullanılıyor. Günümüzde toplumsal değerler homojen değil. Herkesin farklı “kutsalları” var. Ve herkes kutsal kabul ettiği konularda karşısındakinin“suskunluğunu” istiyor. Anlayış ve empati önemli kavramlar, ancak bünyelerinde demokrasiyi engelleme riski barındırıyor. Saygı adına suskunluk, demokratik bir tavır olamaz. Yoksa tahakkümün ortaya çıkması kaçınılmaz olur.

 

Tam demokrasiye geçmek salt kurumlarla olacak bir iş değil. Toplum demokratik bir kültüre sahip olmak zorunda. İnsanlar toplum baskısı olmadan özgürce konuşabilmeliler. Bu yapılmadığı takdirde, toplumun dinamizminin kaybolması kaçınılmaz.

Haber alma hakkının sağlanma meselesi ciddi bir mesele. Türkiye’de tekelleşmiş ve sansür altında bir medya var. Siyaset ile medya ilişkisi sorunlu. Geçmişteolduğu gibi, bugün de medya ile siyaset iç içe. Aralarında bir menfaat ilişkisi var. Bu ilişkilere sahip medyanın “bağımsız” olması mümkün değil.Gazeteciler yolsuzlukların üstüne gidemiyorlar. Medyanın sermaye ilişkileri sorgulanmıyor. Kimler medya sahipleri olabilir? Editoryal bağımsızlık nasıl gerçekleşir? Sınırları ne olmalı? Devletin aleyhinde haberler, “milli meseleler” gerekçesiyle sansürlenebilir mi? Neyin devletin lehinde ya da aleyhinde olduğuna kim karar verebilir? Milli meselelerde, neyin Türkiye’nin çıkarına olduğuna dair farklı yorumlar yapılabilir mi? Bu soruların hepsi, ifade özgürlüğüyle ilgili temel sorular.

 

Örgütlenme ve protesto hakkı, güvence altında değil. Sivil toplum örgütleri baskı altında. Ayrıca örgütlenme hakkı sadece STK’larla sınırlı olmamalı. Çalışanlar, herhangi bir siyasal baskı ya da sermaye baskısı altında kalmadan örgütlenebilmeliler. Protesto kavramını son yıllarda unuttuk. Halbuki protesto en temel demokratik hakkımız. Ancak siyasal iktidar bu hakkın kullanılmasına engel. Bütün toplumsal kesimler, anayasanın verdiği güvenceyle bu haklarını kullanabilmeliler. Batı demokrasilerinde durum böyle. Emniyet güçleri, protestolarda halkın güvenliğini sağlayabilmeliler. Bunu yapacak demokratik kültüre sahip olmalılar. İktidar protestoları hoş görüyle karşılamalı, ancak karşılamıyor. Hâlbuki iktidar olmak olgunluk gerektirir. Gösteriler; polis ya da toplumun belli kesimleri için “rahatsız edici” olmamalı. Müdahale gerektiren bir durum olarak görülmemeli. Gösteriler, protestolar, barış içinde ve özgürce düzenlenebilmeli. Aksi takdirde tam demokrasiden söz etmek mümkün değil.

 

Askerin siyasete müdahalesi zaman içinde pek kalmadı ve askeri vesayet neredeyse yok oldu. Ancak devlet içinde kadrolaşan “Fethullahçılar” yıllarca siyasete yön verdiler. Hatta bir askeri darbe girişimine bile yol açtılar. Bugün devletin içinde cemaatlerin, grupların ve tarikatların kadrolaşması devam ediyor. TÜGVA’nın birçok kuruma kişiler yerleştirdiği, SADAT’ın TSK’ya elemen alımlarında nasıl önemli bir rol üstlendiği ortaya çıktı. Bunlar sadece bilinenler. Bu kadrolaşmaların ne denli riskler oluşturduğunu görmemiz gerek. Cumhurbaşkanının otoritesi bu güçlerin üzerinde. Peki, iktidar değişirse ne olacak?

 

Millet İttifakı’na bakarsak; farklı ideolojilere sahip siyasal partiler” işleyen” koalisyonlar kurmaya hazırlar mı? İş birliği için gerekli olgunluğa sahipler mi? Millet İttifakı’nın ilk fikir ayrılığında, Türkiye’ye nasıl bir şok yaşattığını hep birlikte gördük. Üstelik hala devam ettirmek isteniyor. CHP’nin, TBMM’de HDP’yi ziyaretine, İYİ Parti’nin ülkücü kanadını temsil eden Yavuz Ağıralioğlu’nun tepkisi çok yüksek oldu; “Bu vebale ortak olmayacağım” dedi. HDP, TBMM’de yer alan legal bir parti. Bu nedenle ortada “demokrasi” anlayışı ile ilgili ciddi bir sorun var. Bırakın siyaseti, “aritmetik” bu iletişim sürecini gerekli kılıyor. İYİ Parti ve HDP’nin birlikte desteği olmadan, Millet İttifakı adayı seçimi nasıl kazanacak? Kazansa bile, nasıl iş birliği yapacak? Ortak hedeflere nasıl ulaşacak?

 

Millet İttifakı seçimi kazanırsa, Cumhur İttifakı sonucu olgunlukla kabul edecek mi? Protestolara tahammül edecek mi? Gerektiğinde istifa mekanizması işlemeye başlayacak mı? İktidar şeffaf olacak mı? Halk, iktidardan hesap sorabilecek mi? Yani demokrasinin aktörleri gerçek bir demokrasiye hazırlar mı? Tam demokrasi, birçok siyasal aktör için rahatsızlık yaratabilir. Çünkü demokratik olmayan şartlarda kuşkusuz daha rahattırlar. Kuvvetler ayrılığının olduğu, hesap verilebilir bir düzende yaşamak, güçlü bir “demokratik olgunluğu” gerektirir. Tam demokrasi için hem toplumun hem de siyasi partilerin demokratik kültürü ve normları benimsemeleri şart.

 

Türkiye gerçek bir kaos sürecinden geçiyor. Tam demokrasiye geçmek öyle kolay bir iş değil. Mevcut demokratik kültürü benimsemiş pek çok siyasi var. Bu aktörlerin, gerçek bir demokratikleşme sürecini engelleme potansiyeli mevcut. Bugünkü demokrasi standartlarında yapılacak kısmi bir iyileşmeyi yeterli görebilirler. Bu durumda; siyasal, sosyal ve ekonomik sıkıntılar kaçınılmaz olur. Hedef tam demokrasi olmalı. Dolayısıyla, iktidarın değişmesi yeni bir mücadele sürecinin başlangıcı olacak. Kendimize sormak zorundayız; daha önce hiç yaşamadığımız “tam demokrasiye”, siyasal partiler ve toplum olarak ne kadar hazırız?

 

Tuygan ÇALIKOĞLU



Bu yazı 7382 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Doğtaş Mobilya'dan 18 Mart'a Özel Video
    resim yok
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
  • HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
    HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
VİDEO GALERİ
YUKARI