marketingfutbol.club bonus veren siteler
Bugun...
Bizi izleyin:


Tuygan Çalıkoğlu


Facebookta Paylaş









Hepimiz Aynı Gemide Miyiz?
Tarih: 28-08-2022 08:46:00 Güncelleme: 28-08-2022 08:46:00


Cumhurbaşkanı Erdoğan hafta başında yaptığı açıklamada“Ekonomi ile ilgili bütün kurumlarımız sorumluluklarını yerine getirmektedir. Vatandaşlarımızdan sadece sabır ve destek istiyoruz” dedi. Ve ekledi “Hepimiz aynı gemideyiz. Su alırsak hepimiz boğulacağız”

 

Erdoğan’ın “Hepimiz aynı gemideyiz” sözüne tepki büyük. CHP“Aynı gemide değiliz. Onlar yandaşlarıyla birlikte ayrı gemide”, DP “Aynı gemide değiliz, biz Bandırma Vapuru’ndayız”, İYİ Parti” Gemide problem yok, rota yanlış. Kaptanı değiştireceğiz, her şey düzelecek”, DEVA partisi “Nimet- külfet dengesi adil değil. Hükümet enflasyonu yaratıyor ve servet transferi yapıyor. Evet, aynı gemide olabiliriz, ancak bazı insanlar güvertede keyif çatıyor.” dedi.

 

Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Ekonomist Kerim Rota ise konuyu daha farklı ele aldı;“Evet aynı yöne giden aynı gemi içindeyiz. Allah korusun bir kaza olursa kimsenin kurtulması mümkün değil” dedi ve ekledi; “Enflasyonda “Kaybedenler Kulübü” büyüyor. Enflasyonun kazananı olmaz; eninde sonunda gelirleri, servetleri ve sermayeleri eriterek, kaybedenler kulübünü genişletir. Kendini büyütüp besleyen ve kendisiyle iş tutan siyasetçileri de tarihin tozlu sayfalarına gömer.”

 

Niğde’den bir üreticinin yorumu ise çok ilginç; “Aynı gemideyiz, ama onlar güvertede biz sintinedeyiz, (Su altında kalan sızıntı yağ deposunda). Gemideyiz, ama biz perişan durumdayız” yorumunu yaptı.

 

Erdoğan son açıklamasında “Banka kredilerinde sıkıntı var, ancak bunun sebebi bizim politikalarımız değil. Sıkıntı finans kesimi ile reel sektör arasındaki geçici yaklaşım farkından kaynaklandı, ama artık çözüldü” dedi. Ancak ekonomistler sıkıntının; yaklaşım farkının ötesinde, hükümetin uyguladığı yanlış politikalarının bir sonucu olduğu görüşünde birleşiyorlar.

 

Hatırlarsak geçtiğimiz yıl ekim ayında; politika faizi yüzde 14’e indirildikten sonra, kredi faizlerinde beklenen düşüş olamadı. Mayıs ayından sonra ticari krediler yüzde 20’ler civarında, tüketici kredileri ise yüzde25’ler civarındaydı. Sonra muazzam bir kredi talebi ortaya çıktı. İhtiyacı olan da olmayan da kredi peşine düştü. Çünkü enflasyon yüzde 60- 70’lere çıkmışken, yüzde 20’lerle kredi kullanmak çok cazipti. Bu nedenle başta ticaret yapanlar, gayrimenkul ve otomobil almak isteyenler, herkes kredi almaya çalıştı.  Para tabanı anormal genişledi ve TL kredi stoku 6 ay içinde tam 1 trilyon lira arttı. MB yaklaşık 55-60 milyar dolarlık bir parasal genişleme olduğunu resmen açıkladı. Bu durum döviz piyasaları üzerinde çok büyük baskı yarattığından hem BDDK hem de MB mayıs ayından itibaren kredi faizlerinin yükselmesi için birçok karar aldılar. Bankaların munzam karşılıklarını artırılması, TÜFE endeksli tahvillerinin artık teminat olarak kullanılamaması gibi. Temmuz ayında MB Başkanı Kavcıoğlu’nun sanayicileri stokçuluk yapmakla suçladığı İSO toplantısını hatırlayalım; MB Başkanı kredileri kendilerinin durdurduklarını, artık kredi kullandırtmak istemediklerini bizzat itiraf etti. Ağustos ayında ise; sürpriz biçimde, MB’nin yeni bir kararı geldi ve krediler tekrar verilmeye başlandı. Bu kararın MB’nin kendi iradi kararı olmadığı, tepeden talimat geldiğinin herkes farkında.

 

Politika faizinin yüzde 13’e düşürülmesi tümüyle kredileri düzenlemek amacıyla alınmış bir karar. Kredi faizleri de döviz kurunda olduğu gibi kontrol sürecine girdi. Dahası, kredi faizlerinde üst limit getirildi Kredileri vermeyi teşvik edici bir karar da yok. Ak Parti bu şekilde sanayicilere mesaj veriyor; “Bakın faizi indirdik, kredi daha da ucuz hale geldi” diyor, ancak bankalara kredi verin diye bir baskı da yapmıyor. Bankalar düşük karlarla kredi verme konusunda isteksizler ve zaten vermiyorlar.

 

Ak Parti bu kararı ile sanayicilerle bankacıları karşı karşıya bıraktı ve “Ben yapacağımı yaptım” dedi. Ancak büyüme Türkiye’nin sorunu ve kredi miktarları faizden bile önemli. Şirketlerin ayakta kalmaları kredi bulmalarına bağlı. Bu kararlarla ekonominin daralması kaçınılmaz. Ancak alınan kararların birkaç aylık süreler için alındığını bilmemiz gerek. Seçime giden bir Türkiye var; 2- 3 ay sonra, tam tersi bir kararla kredi muslukları açılacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Hem şirketler için ticari kredi hem de kişiler için konut kredisi açılacak, parasal genişleme sağlanacak. Yani, Erdoğan her seçim öncesinde yaptığını yapacak, aksi takdirde seçimi kazanma şansı olmayacak.

 

Erdoğan’ın “Aynı gemideyiz” sözüne dönelim. Türkiye’de yürürlükteki politikalar sonucunda, çok büyük sınıfsal farklılıklar oluştu. Nüfusun yüzde 15- 20’si servetine servet katarken, geri kalan büyük çoğunluk her geçen gün derin bir yoksulluğun içine girdi. CHP İstanbul İl Örgütü’nün 2,5 milyon haneyi ziyaretinden çıkan sonuçlarına göre; “Orta sınıf tümüyle yok oldu ve yoksullara “nitelikli yoksullar “eklendi.” Bu süreçte “kazandığını” düşünenlerin bilmesi gereken; en fazla orta vadede kaybedenlere katılacakları. Herkes bütün finansal enstrümanların getirisinin enflasyon karşısında geride kaldığını bilmek zorunda. TÜİK enflasyonunu baz alarak reel getiriden söz ediyorum, nominal değil. Yüzde 200’lerin üzerindeki sokaktaki enflasyonu baz alırsak çıkan tablo ise korkunç.

Ak Parti ekonomi yönetiminin mucizevi “milli çözüm” diye sundukları Kur Korumalı Mevduat (KKM) tam bir servet transferine aracılık yapıyor. Devlet; parasını bankalara yatıranlara, Hazine ve MB üzerinden inanılmaz paralar ödüyor. Bu paralar Ak Parti’nin cebinden çıkmıyor. Ödemelerin büyük bölümü; Hazine’den gelen ve MB tarafından karşılıksız basılan paralarla yapılıyor. Bu döngü enflasyonu daha da artırıyor. Çünkü iktisat bilimi “Büyüme oranında para basılabilir” der. Ancak pandemi ile birlikte dünyadaki MB’ları inanılmaz paralar bastılar ve piyasaya sürdüler. Enflasyon resmen patladı ve bu daha başlangıç. Bu sonbahar ve kış ayları nasıl geçecek hep birlikte göreceğiz. Türkiye de bu ülkelerden biri. Üstelik biz MB’ndaki kefen parasını bile harcadık ve rezervlerde kendimize ait döviz yok. Başka ülkelerden aldığımız borçlar ya da emanet paralar var. KKM, ülkenin başına büyük bir dert açtı ve açmaya da devam ediyor. Yıllık devlete yükü250- 300 milyar lirayı bulacağı tahmin ediliyor. Devasa bir rakam. Bütün tarımsal desteğin 2022 yılı için sadece 25,8 milyar lira olduğunu hatırlayalım. Bu nasıl bir adalet anlayışı?  Yılbaşından bu yana enflasyon yüzde 46, doların liraya karşı kazanımı ise yüzde 36. KKM hesabına yatırım yapanlar bile yaklaşık yüzde 10 dolayında kaybetmiş durumdalar. Burada halkımızın anlaması gereken bir nokta var. KKM öncesinde; yatırılan paranın getirisini bankalar veriyordu. Şimdi ise getirinin yaklaşık üçte ikisi, Hazine ve MB tarafından karşılanıyor. Ak Parti çaresiz ve ödemeler dengesini sağlamak için bu adaletsizliğe, yani fakirden zengine servet transferine izin veriyor.

 

Peki, bugün kimler kazanıyor? Yüzde 20’lerle kredi alıp, malına yüzde 80 zam yapan sanayici kaybetmemiş gibi görünüyor. Ancak enflasyon muhasebesi yapsalar, onlar da kaybettiklerinin farkına varacaklar. Geriye krediyle gayrimenkul ve araba alanlar kalıyor. Konut fiyatlarının çığırından çıktığını ve sürdürülebilir olmadığını göz önüne alırsak, onların da kazananlar arasında yer almalarını söylemek zor. Araç alımları için de aynı durum söz onuşu. Sonuç olarak; kısa, belki orta vadede kazandırıyor gibi görünse de yüksek enflasyon ortamında hiçbir yatırım aracının reel olarak kazandırması mümkün değil. Yani hepimiz kaybediyoruz, ancak kazandığını sananlar ve bu düzenin devamını isteyenler bunun farkında değiller.

 

Erdoğan çok ciddi oy kaybetti ve kaybetmeye devem ediyor. Aslında gemi metaforuyla başta kendi seçmenine ve Ak Parti’den uzak duran, ancak başka bir partiye de gitmemiş eski seçmene sesleniyor; “Ya hep ya hiç” diyor.”“Ben gidersem siz de yok olursunuz” diyor. Gelecek Partisi’nden Ekonomist Kerim Rota’nın ilginç bir tespiti var. Erdoğan’ın” Biz ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz” ifadesini bir özgüven işareti olarak niteliyor ve soruyor; “Eğer çok iyi yapıyorsanız gemi neden batsın? Demek ki, Erdoğan’ın sergilemek istediği özgüven, öyle güçlü bir özgüven değil.” Aslında Erdoğan bir kaza olasılığını görüyor ve suçlayacağı kişi ya da kurumları belirleme çabasında. Başta bankalar, marketler, stokçular, sanayiciler.

 

Dikkat ederseniz Erdoğan bugüne dek sürdürdüğü kimlik siyasetini ve kutuplaştırma stratejisini değiştirmeye başladı. Son dönemde attığı adımlar sonuçsuz kalınca, bir değişiklik yapmanın kaçınılmaz olduğunu gördü. Bugüne dek Erdoğan’ın kararlarından pek çok kez döndüğünü, gerektiğinde tam tersi adımları atabildiğini biliyoruz. Çünkü Erdoğan pragmatik bir siyasetçi. Yani olayları iyi ya da kötü olarak almak yerine, kendisine sağlayacağı faydayla orantılı olarak değerlendiren bir kişi. Bugüne dek pragmatik olmak Erdoğan’a hep kazandırdı. O da buna güvenerek yine bir strateji değişikliğine gidiyor. Ancak bu kez kazanması çok zor. Daha doğrusu muhalefetin performansına bağlı.

 

Tuygan Çalıkoğlu



Bu yazı 11080 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
  • HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
    HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
  • CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
    CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
VİDEO GALERİ
YUKARI