marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri
Bugun...
Bizi izleyin:



Yabancı Askerler Atatürk’ü Neden Sever?

Tarih: 18-03-2021 09:04:17 Güncelleme: 18-03-2021 09:08:17 + -


Avustralya’nın başkenti Canberra’da Avustralya War Memorial tören alanında Anzakların tarihlerinde katıldıkları tüm savaşlarla ilgili anıtlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün büstü ve Onun hayatı ile 1934 yılında Anzaklar için söylediği sözlerin yazılı olduğu bir anıt var. Bu tören alanında başka heykeller ve kitabeler bulunuyor. Ancak bu alanda bir istisna söz konusu… O da Mustafa Kemal Atatürk için… Hem de ilk başta, Avustralya War Memorial’ yüzünüzü döndüğünüzde sağ


Yabancı Askerler Atatürk’ü Neden Sever?

Avustralya’nın başkenti Canberra’da Avustralya War Memorial tören alanında Anzakların tarihlerinde katıldıkları tüm savaşlarla ilgili anıtlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün büstü ve Onun hayatı ile 1934 yılında Anzaklar için söylediği sözlerin yazılı olduğu bir anıt var. Bu tören alanında başka heykeller ve kitabeler bulunuyor. Ancak bu alanda bir istisna söz konusu… O da Mustafa Kemal Atatürk için… Hem de ilk başta, Avustralya War Memorial’ yüzünüzü döndüğünüzde sağ başta hiçbir ülkeye veya kişiye ayrıcalık tanınmamış, İngiliz Kraliçesine bile… Peki neden?

 

Avustralyalılara göre “Atatürk” ismi “soyluluk”, “kahramanlık”, “vatanseverlik” “gözüpeklik”, “dostluk” ve “metanet” gibi pek çok insani değeri çağrıştırıyor. Bu çağrışımlar 1915 yılında Çanakkale Savaşları sırasında Anzakların Gelibolu’da Türklere karşı savaştıkları sırada yaşadıkları duyguların, acıların ve aynı zamanda asaletin birer yansımasıydı ve Anzaklar, tüm bunları Mustafa Kemal Atatürk’ün kişiliğiyle birleştirmişlerdi. Ve 1915’ten sonra ortaya çıkan “Anzak efsanesi”, Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşları sırasında gösterdiği üstün yeteneğinde kendini görmüş ve Avustralyalıların nezdinde büyük ve eşsiz bir saygı uyandırmıştı. Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşları’nda bütün varlığı ile ülkesini seven bir kişi olarak ortaya atılırken, yapmak istediklerini başarmasında kişisel yeteneği, ileri görüşü, çevresindekileri etkileme gücü ve askeri alandaki büyük becerilerinin de bu gelişmede büyük etkisi olmuştu. Bütün bunların yanında ülkenin bölüşülmesine dek varan bunalımların da Atatürk’e gereksinme yaratması önemli bir gelişmeydi. Atatürk şüphesiz karizmatik bir liderdi. Karizmasının sınırları da oldukça genişti. Karizmasının kaynağı, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması, parça parça olan Anadolu’daki halkın bir merkezi otorite etrafında toplanarak, emperyalist güçlere kafa tutması, onları toprağından atması, uygarlık yarışında çağdaş ülkeler düzeyine ulaşmak ve onu aşmak amacı vardı. Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşları sırasında “yolunu ve yıldızını” görmüştü. Bu yol nereye çıkacak, bu yıldız hangi burçlarda parlayacak? Mustafa Kemal bunun tarihini bilmiyordu ama sezinliyordu. Kendisinin artık “zafer” ve “şan” hakkına dayanan bir misyonu vardı.

 

Atatürk’te yerine göre iyi bir biçimde işlev gören “akıl, mantık, uzak görüş, beceri, sabır, tutku, irade, ölçülülük, yasalcılık, çalışkanlık, korkusuzluk, atılganlık, yaşama bağlılık, yenilikçilik, özgürlükçülük, etkili konuşma ve yazma, inandırma yeteneği” gibi kimi birbiriyle çelişir görünen ama bütünü bir arada güçlü bir kişiliğin harcını oluşturan doğal nitelikler olmasa öyle bir misyona adaylık söz konusu olamazdı. Ama O’nun formasyonu ve kariyeri daha doğrusu toplum ve devlet içindeki yerini elde ettiği bilgi, görgü ve deneyimlerini kazanıp yaşantısı ile bu yaşantıyı yönlendiren ve etkileyen “tarihsel ortam” olmasa böyle bir misyondan söz edilemez. O nedenle asıl üzerinde durulması gereken tarihsel ortamdı.

 

Avustralyalılar açısından şurası bir gerçekti ki, şayet tarihsel açıdan Mustafa Kemal Gelibolu’da Anzakların çıkarma yaptıkları Arıburnu’nda olmasaydı, Anzakların Arıburnu çıkarması çok farklı biçimde sonuçlanacak ve bir “Anzak Efsanesi” ortaya çıkmayacaktı. Anzaklar planlandığı şekilde düz bir sahile sahip Kabatepe’ye değil de bir mil kuzeydeki sarp Arıburnu bölgesine ayak bastıkları andan itibaren umulan tarihin seyri değişti. Komutanlar ve askerler arasında irtibat kesildi, tam bir keşmekeş yaşanmaya başladı. Benzer durum Türk tarafı için de geçerliydi. Sabahın ışıklarıyla birlikte Anzak subayları değişen şartları dikkate alarak taarruza geçtiler ama tam bu sırada Mustafa Kemal için “tarihsel ortam” başlamıştı, bu Mustafa Kemal’in daha bilemediği ama hissettiği misyonunun da başlangıcıydı.

 

25 Nisan 1915 günü yaklaşık iki saatlik bir yürüyüşten sonra askerlerine dinlenmeleri için mola verdiğinde Mustafa Kemal, Conkbayırı ve Sarıbayır Tepelerinde kısa bir keşif yaptığı sırada bir grup Türk askerinin Anzak askerlerinin önünden geriye çekildiklerini gördü ve onların mermilerinin kalmadığını söylemeleri üzerine süngü takarak yere yatma emri vermesi ve Anzak askerlerinin de aynı şekilde yere yatmasıyla tarihin seyri değişti. Bu durum Mustafa Kemal için durumun ne kadar ciddiyet arz ettiğini görmesine de sebep oldu ve Onun hemen takviye kuvvetlerin bölgeye gelmesi için haberci göndermesine fırsat verdi.

 

O gün, orada ve Atatürk’ün kumandasında bu harekâta katılma şansına sahip olmuş bir zat Tümen Komutanının Alay içtima yerine gelişini ve Alayla karşılaşmasını, harekete geçmeden evvel verdiği emirler hakkındaki hatırasını şöyle anlattı:

“Biz henüz sarih vaziyetten haberdar değildik. Top seslerini işitmiştik. Fakat bu sıralarda hemen her gün şu veya bu sahilin, boğazın bombardımanından dolayı boyuna top sesi duymaya alışmıştık. Her gün gibi o gün de gene tatbikata çıkacaktık. Fırka kumandanı da sık sık bu tatbikatlara iştirak ederdi. O gün de alayın hazırlık emri gelince gene böyle bir tatbikat yapacağımıza sahip olmuştuk. Bizi çok bekletmeden fırka kumandanı (Atatürk) geldi; halinde hiçbir telâş veya heyecan yoktu. Gayet sakin, hattâ biraz mütebessim, takriben şu kısa emri verdi:

- Arkadaşlar, bugün gene tatbikata gideceğiz, fakat bugünkü düşman artık farazî değil hakikîdir. (Eliyle istikametini göstererek) Düşman Arıburnu’na çıkmıştır. En kısa yoldan Kocaçimen’i tutacağız.

Bu noktayı kavramak lâzımdır. Yalnız nazarî bir kumandan bu vaziyette belki tabiye kitaplarına bir emir numunesi teşkil edecek kadar güzel bir fırka emri yazar, düzine düzine dağıtır, askerlerine yarım saat nutuk söylerdi ve tabiî o vakit de Kocaçimen’in hâkim tepesi elden gider ve biz muharebe için bu dağın çetin yamaçlarını düşman ateşi altında tırmanmağa mahkûm kalırdık.

Bu ve bundan sonraki bütün hareketlerde, Anafartalarda ve her yerde Atatürk’ün bu büyük deha ve kavrayışı imdada yetişmiş ve işi lâfla değil, fiilen başarmıştır.”

O kritik anda, o kritik noktada Mustafa Kemal harekâtı yönetmeseydi, Anzaklar rahatlıkla Conkbayırı’nı ele geçirebilir ve savaşın sonucu da o günkünden tamamen farklı olabilirdi. Atatürk, o gün maiyetinde bulunan askerlerine yepyeni bir ruh aşılamış ve onların hislerini galeyana getiren bir lider olarak ortaya çıkmış ve askerlerine “Size ben taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir” emrini verdi. Bu emirle Türk askeri taarruza kalkıştı ve Anzakların Gelibolu Yarımadası’nın kilit noktasını teşkil eden Conkbayırı’nı ele geçirme şanslarını yok etti. Bu sadece ve sadece Atatürk’ün süratle ve sarsılmaz bir azimle gerçekleştirdiği bir karşı koyuştu.

 

Gelibolu Yarımadası’nda Anzaklar savaş sonuna kadar da bu noktadan ileriye hiç geçemediler. Ama savaş boyunca sürekli Mustafa Kemal’in ismini duydular. Anzaklar bu savaşa kadar kendilerini İngiltere’nin bir kolonisi olarak görüyorlardı. İlk kez bu savaşta Anzak subaylarının komutasında savaştılar ve Türklerin vatan için, millet için nasıl canlarını feda ettiklerini her gün, her dakika gördüler ve hissettiler. Savaş sona erdiğinde 25 Nisan 1915’te Mustafa Kemal ve askerlerinin nasıl canla başla vatanlarını savunduklarını düşünerek “Biz Avustralyalılar bir ulus olarak kimiz, ulusal kimliğimiz nedir” diye düşündüler ve Gelibolu Yarımadası’nda yaşadıklarını kendi ulusal kimliklerinin başlangıcı olarak kabul ettiler. Avustralya’da 1919’dan 1923 kadar savaştan dönen askerlerin rehabilitasyonuna önem verildi ve savaş sendromu askerlerin yaşadıklarının sivil halk tarafından da benimsenerek ortadan kaldırılması çalışmalarıyla bir ulusal bilincin oluşturuldu. Savaşta hayatta kalmak için verilen mücadele ve yardımlaşma, artık Avustralya’nın gelişmesi, imar edilmesi ve kalkınması için yapılmaya başlandı. Tam bu sırada Mustafa Kemal’in kaleme aldığı ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya söylettiği şu sözler Anzakların ruhlarına ve beyinlerine yerleşti: “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız, huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.

 

Atatürk’ün bu teselli cümleleri Avustralya ve Yeni Zelanda’da büyük bir takdirle karşılandı. Gelibolu Yarımadası’nda aile bireylerini kaybedenler üzerinde derin etkiler yarattı. Atatürk’ün Türkiye’yi çağdaş bir ülke haline getirmek için yaptığı çabalar Avustralya ve yeni Zelanda’da yakından takip edilmeye başlandı.

 

Atatürk’ün çağdaş ülkeler seviyesine ulaşmak hatta üzerine çıkmak olarak gösterdiği hedef, ülke içinde akıl ve bilime dayanan pragmatik bir nitelik taşıyan ulusal egemenlik ve demokratik yapının oluşturulmasını sağladı.

 

Gelibolu Yarımadası’nda bir savaşla başlayan Türklerle Anzaklar arasındaki ilişkilerde Anzaklar Atatürk’ü savaşta ve barışta bir büyük önder olarak değerlendirdiler. Atatürk’ün Çanakkale Savaşları’nda gösterdiği başarı, Ona Yeni Türkiye Devleti’nin de kurucusu olma şerefini verdi. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra da onu; bilimde, sanatta, sporda, politikada, teknolojide dünyayı yönlendiren, onlarda inisiyatif kullanan, dünyadaki gelişmelerin uydusu değil, onların merkezinde olmasını amaçlayan bir hedefe yöneltti.

 

Anzaklar tüm bunlardan esinlenerek Atatürk’ü; “doğa vergisi bir yatkınlıkla kitlelerin gönlünü kazanmış, teselli veren sözleriyle ülkesinden çok uzaklarda yaşayan insanların kalplerine ve beyinlerine seslenip onların etkilemiş müstesna bir akıl ve duygu insanı” olarak görmüşlerdir. Ve Avustralyalılar tarih sahnesine yeni bir ulus olarak, Atatürk’ün ulusal görüşünden ve bir ulusun kurucusu olarak gerçekleştirdiklerinden çok şeyler öğrenerek devam etmektedirler.  O nedenle Mustafa Kemal Atatürk, Avustralyalılar için “istisna” ve “özel” bir insandır. (Siperden Gerçeklere) Savaştığı askerler tarafından böyle sevilen bir başka komutan ve lider yoktur. Ne mutlu Türk insanına…

 

Doç.Dr. Mithat Atabay




Bu haber 1675 defa okunmuştur.

Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER AYNALI PAZAR Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
    Çanakkale 2015 Tanıtım Filmi
  • Barışın ve Özgürlüklerin Kenti "Çanakkale"
    Barışın ve Özgürlüklerin Kenti
  • TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
    TSK'dan Muhteşem Çanakkale Türküsü
  • Çanakkale Gangnam Style
    Çanakkale Gangnam Style
  • HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
    HASTANEDEN KAÇIRILAN BEBEK BULUNDU
  • CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
    CEPA AVM'de Çanakkale Türküsü
VİDEO GALERİ
YUKARI